08 Aralık 2009 Salı

THY BARÇA'NIN 5. RESMİ SPONSORU OLUYOR


Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu, dünyanın en gözde kulüpleri arasında gösterilen Barcelona futbol takımının sponsorluk teklifini kabul etti. Üç hafta içinde imzalanması beklenen anlaşma ile Barcelona'nın 3 yıl 'resmi taşıyıcısı' unvanını THY alacak.

Zaman Gazetesi'nin haberine göre; THY yönetimi, Barcelonalı yöneticilerin sunduğu sponsorluk teklifini geçen hafta kabul etti. Barcelona'nın isim haklarını pazarlayan Lander Unzueta (Unicef ile Barcelona arasındaki anlaşmayı imzalayan kişi) önceki gün İstanbul'a gelerek Uçuş Operasyon ve Pazarlama departmanından 3 yönetici ile anlaşmanın detaylarını görüştü.

İspanyol yetkililer, THY'den Şampiyonlar Ligi deplasman maçları ile 2010'da Asya'da düzenlenecek ticari turlar için uçak talebinde bulundu. Görüşmede ayrıca, THY'nin, Barcelona'nın 'resmi taşıyıcısı' olması konusunda görüş birliğine varılırken, 'tahsis edilecek uçak üzerine Barcelona takımının logosunun konulması ve uçağa Barcelona isminin verilmesi' gibi teklifler de değerlendirildi.

3 yıllık süreyi kapsaması beklenen sponsorluk anlaşmasının üç hafta içinde imzalanacağı ifade edildi. Barcelona'nın, ikisi Katalan (La Caixa Bankası ve Estrella Damm-Bira markası), ikisi de ülke dışından (Nike ve Audi) olmak üzere 4 resmi ana sponsoru bulunuyor. Anlaşma sağlanması halinde THY, Barcelona'nın 5. ana sponsoru olacak. THY, İspanyol ekibine ilk uçağını, Abu Dabi'de düzenlenecek FIFA Dünya Kulüpler Şampiyonası için 13 Aralık'ta tahsis edecek. Anlaşmanın o tarihe kadar imzalanmaması halinde Katalan ekibi ücret karşılığı uçurulacak.

20 Ekim 2009 Salı

EMPANADA (İSPANYOL BÖREĞİ)

Empanada, içi çeşitli malzemelerle (peynir, ıspanak, kıyma, ton balığı, jambon, deniz mahsülleri sığır eti veya tavuk eti) doldurularak yapılan bir tür börektir. Anavatanı İspanya olmakla birlikte, Portekiz ve Latin Amerika ülkelerinde de bilinir ve değişik çesitlerde yapılarak sıkça tüketilir.

Empanada´nın kökeni Camino de Santiago hacıları tarafından bahsi edildikleri 10. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar geriye takip edilebilir. En eski belgelerden biri, bir empanada tasvrini içeren Santiago de Compostela Katedrali'nin 12. yüzyıla ait Pórtico de la Gloria 'sının bir kabartmasıdır. Bir diğeri ise hemen yanında bulunan Palacio de Gelmírez 'de görülür.


İlk olarak İspanya´nın Galicia bölgesinde yapılmaya başlanan ve bugün bütün ülke çapında ünlü olan empanadayı birçok pastane ve fırında bulmak mümkündür. İspanyol empanadası, yarıçapı yaklaşık 30 cm olan daire şeklinde ya da tüm tepsiyi kaplayacak şekilde yapılır.Galicia'da empanadanın daha küçük, yarımay şeklinde versiyonları da bulunur ki bunlar orada ¨Empanadillas¨ olarak adlandırılır.


Mayalı yada normal hamurla yapılan empanadada, temel dolgu malzemesi olarak, paprika biber, domates ve soğan kullanılır ve istenilen iç ilave edilir.İspanya'da ton balıklı empanadaya daha çok rastlanır.


Ton balıklı Empanada - Hamur için malzemeler :


280 gr. un

125 gr. soğuk, tuzsuz tereyağı küp küp doğranmış

1,5 tatlı kaşığı tuz

1 adet yumurta

1/3 bardak soğuk su

1 yemek kaşığı sirke


Tarif :

1.Unu, tuzu ve yağı yoğurma kabı içerisinde parmak uçlarınızla sıkıştırarak yoğurun.

2.Küçük bir kasenin içinde yumurtayı, suyu ve sirkeyi çatalla çırpın. Unlu karışımın üzerine dökün ve bütün malzemeyi iyice karıştırın.

3.Tezgahın üstünü hafifçe unlayın. Hamuru tezgaha koyun ve toparlanana kadar yoğurun. Hamuru naylon poşet içine koyarak buzdolabında 1 saat bekletin.

4.Bu hamuru kullanabileceğiniz gibi hazır satılan milföy hamurlarıylada empanadayı deneyebilirsiniz.


İç harcı için malzemeler :

1 büyük soğan

1 yumurta( beyazı içine sarısı böreğin üzerine sürülecek)

5 çorba kaşığı tomates salçası

2 adet kırmızı tatlı biber

2 kutu ton balığı konservesi

Tuz, karabiber


Soğanı, küp küp keserek bir kaseye koyuyoruz ve içine 1 yumurtanın beyazını ve 5 çorba kaşığı tomates salçasını ekliyoruz. 2 adet kırmızı tatlı biberi de iri iri keserek ilave ediyoruz. Son olarak 2 büyük kutu ton balığı konservesinide yağlarını süzerek ekledikten sonra damak zevkinize göre tuz ve karabiber serpip fazla ezmeden karıştırıyoruz.


Daha önceden hazırlamış olduğumuz empanada hamurunu kullanacaksak eşit olarak 12 parcaya ayırıp tek tek açarak kullanıyoruz.


Rulo yada normal milföy hamuru kullanacaksak hamurları elimizle yumuşatarak, birbirine ekleyip hafif un ve merdane yardımı ile açıyoruz.

Yağlanmış bir borcama veya yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine açtığımız hamurları serip, içine hazırladığımız tonbalıklı harcı (yada neyli seviyorsanız) yayarak koyuyoruz. Diğer milföy hamurlarınıda (toplam 16 olabilir )birbirine ekleyip açıyoruz ve böreğin üzerine koyup kenarlarını kapatıyoruz.

Artan milföyleri şeritler halinde keserek böreğin üstünü süsleyebilirsiniz.Yumuşayan hamur çektikçe uzuyor ve istediğiniz boya geliyor.Ayırdığımız yumurta sarısını zeytinyağı ile karıştırıp böreğin üzerine sürün...

150-160 derece fırında 40-50 dakika pişirin…
Afiyet olsun

09 Ekim 2009 Cuma

ANA PASTOR VE HEYETİ ANKARA'DA TEMASLARDA BULUNDU




Ziyarette konuşan Türkiye-İspanya Parlamentolarası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, iki ülke arasındaki ilişkinin 14. yüzyıla dayandığını, özellikle son 10 yılda bu ilişkilerin en yüksek noktaya ulaştığını ifade etti.


Hükümetler arası ilişkilerin de en üst seviyede olduğunu belirten Demirkıran, parlamentolararası ilişkilerin bu seviyeye ulaşmasını arzuladıklarını söyledi.


Türkiye-İspanya Parlamentolararası Dostluk Grubuna üye çok sayıda parlamenterin bulunduğunu kaydeden Demirkıran, bunun, İspanya'ya duyulan sempatinin bir göstergesi olduğunu anlattı.


Demirkıran, ayrıca, AB sürecinde Türkiye'ye verdiği destekten ötürü İspanya'ya teşekkür etti.


İspanya Parlamentosu İkinci Başkan Yardımcısı ve İspanya-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Pastor da iki ülke arasında yüzyıllar önce başlayan ilişkilerin gelişmesinden memnuniyet duyduklarını ifade etti. Pastor, bu ilişkilerin iki ülke için çok faydalı sonuçlar doğuracağına inandığını kaydetti.


TBMM'ye gelmeden önce Anıtkabir'i ziyaret ettiklerini dile getiren Pastor, ''Orada, halkınızı ve tarihinizi daha iyi tanıdık. Neden Türk olduğunuz için bu kadar övündüğünüzü daha iyi anlamış olduk'' dedi.


Pastor ve beraberindeki heyet, daha sonra TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy ve komisyon üyeleriyle görüştü.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

LONELY PLANET'TEN 154 SAYFALIK ÖZEL TÜRKİYE SAYISI


PASION TURCA


Lonely Planet dergisi 7. sayısı İstanbul özel sayısının ardından, 24. sayısını da Türkiye'ye adadı.


154 sayfalık Lonely Planet'ın 24. sayısının tamamı neredeyse (20-130 arası, 110 sayfası) Türkiye dosyasına ayrılıyor...


Lonely Planet dergisinin Ağustos sayısı “Yunanistan ya da İtalya’dan daha fazla klasik döneme ait arkeolojik kalıntının ve birbirinden leziz yemeklerin bulunduğu Türkiye’nin gezginleri kendine hayran bıraktığı” satırlarıyla başlıyor...


“Kuşbakışı Türkiye” dosyasıyla açılan dergide sabırlı, hoşgörülü ve konuksever halkıyla ülkemiz, İspanyolların kendilerini evinde hissettiği, mükemmel bir altyapıya sahip bir turizm cenneti olarak tanıtılıyor...


“1001 Yüzlü Şehir” başlıklı dosyayla tarihi ve turistik yerlerinden gece hayatına, eski çarşı pazarlarından modern alışveriş merkezlerine İstanbul tanıtılıyor. Boğazı’nın Asya ve Avrupa’yı ayırdığı, sokaklarında her türlü müziğin dinlendiği, binlerce yıllık tarihi olan İstanbul'un bugün de Türkiye’nin ekonomi ve kültür başkenti olduğu ifade ediliyor.


Istanbul'un ardından Trabzon’dan Kaçkarlar’a, Rize'den Safranbolu’ya Karadeniz sahili en belirgin özellikleri ile tanıtılıyor. Ülkemizin tarihi mirası doğudan batıya İpek Yolu dosyasında gözler önüne seriliyor. Sadece peri bacalarıyla değil, yeraltı şehirleri ve Göreme Açıkhava Müzesi’ndeki freskolarıyla İspanya’da popüler bir tatil yöresi olan Kapadokya'ya da Lonely Planet dergisinde geniş yer ayrılmış.


“Her şeyin başladığı deniz” dosyasında Troya’dan Bergama’ya, Efes’ten Pamukkale’ye Akdeniz ve Ege bölgelerine de geniş yer veriliyor. Sayfalarında ülkemizdeki inaçlara da yer veren dergide Doğu Anadolu Bölgesindeki kiliseler ve Mevlevilik de geniş geniş anlatılıyor.


Özel Türkiye sayısında her 10 Kasım’da saat 09.05’te Atatürk’ün anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunduğumuza dikkat çekilmiş. İspanyolcaya çevrilen Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet gibi büyük yazarlarımızın eserleri hakkında bilgi verilirken halı ve kilim kültürümüz ve çaya düşkünlüğümüzden de bahsediliyor.


Lonely Planet Türkiye özel sayısı ülkemizin 7 bölgesi hakkında pratik bilgilerin verildiği 13 sayfalık bir rehber ile tamamlanıyor.


Yapılan bu çalışma ile ülkemizin milyonlarca dolarlık bir tanıtımı yapılırken, Türkiye hakkında İspanyolca çok ciddi ve güncel bir kaynak eser de oluşturuluyor.



Madrid Turizm ve Kültür Müşavirliği'nin son 3 senedir halkla ilişkilerini sürdüren, İspanya ve Türkiye eğlence hayatında son dokuz yıldır önemli bir yere sahip olan Pasion Turca birbirinden farklı projeler ile Türkiye tanıtımlarına devam ediyor. Türkiye'ye Monica Molina, Pink Martini, Cesaria Evora, Joaquin Cortes, Paco de Lucia, Lara Fabian, Azucar Moreno, Mariza gibi çok sevdiğimiz sanatçıları yıllardır getiren ve bizlerle tanıstıran Pasion Turca, daha önce de Guess'in dünya takvimi çekimleri, özel GEO Türkiye sayısı, Intramurros özel sayısı, Conde Nast kapak çekimleri, Monica Molina albüm kapaği özel çekimleri, İspanya'da kültürel çıkarma yaptığımız La Mar de Musicas festivali, ünlülerle Türkiye tanıtımı gibi çarpıcı projelere imza atmıştı... İspanyol ve Latin dünyasının ünlü isimleri Lolita, Rosario, Marta Sanchez, Chenoa, Monica Molina, Azucar Moreno, Poty, Ana Milan, Belinda Washington, Paula Vasquez, Paco Leon, Carlos Baute, Falete, David Delfin, Miguel Abellan, Arturo Arribas, Manu Tenorio'nun aralarında bulunduğu 30'den fazla ünlü simayı Madrid Turizm ve Kültür Müşavirliğimiz destekleri ile Türkiye'de ağırlamış ve imajlarını Türkiye'nin güzellikleri ile birleştirip yazılı ve görsel basında milyonlarca dolar değerinde kapak haberler yaptırmıştı. Son üç senede yapılan çalışmalar ile turist sayısındaki 4 kata yakın artış dikkati çekerken, İspanya'daki en son sürpriz sayfalarının tamamını Türkiye'ye ayıran Lonely Planet Türkiye Özel sayısı.

İNDRA: ''15 YIL HAYAL ETTİK, TÜRKİYE'DE BÜYÜYECEĞİZ''


Geçen yıl Türkiye’nin hava gözetim ağının modernizasyon ihalesini alan İspanyol yazılım devi Indra Systemas kapılarını Türk basınına açtı. İnsansız uçaktan, inşaata, helikopterden, enerjiye, telekomünikasyondan finans sektörüne kadar çeşitli alanlarda yazılım çözümleri üreten, dünya hava trafiğinin üçte ikisini yöneten Indra’nın Genel Müdürü Manuel Flecha, “Türkiye, 15 yıldır hayallerimizi süsleyen bir ülkeydi” dedi.İhaleyi 38.5 milyon Euro’ya kazandıklarını ve 3 yılda tamamlayacağı proje ile 23 radar sistemi kuracaklarını hatırlatan Indra, şu bilgileri verdi: “İspanya’nın en büyük, Avrupa’nın ise üçüncü büyük bilişim firmasıyız. 2008 gelirimiz 2 milyar 380 milyon Euro.Başta savunma sistemleri olmak üzere ulaşım, enerji, sağlık, telekomünikasyon ve finans sektörleri için yazılım çözümleri üretiyoruz Neredeyse yüzyıllık tecrübeye sahibiz. Bugün yaşanan krizin Türkiye’nin cazibesinden hiçbirşey kaybettirmedi. Türkiye genç nüfusuyla en fazla gelecek vaadeden ülkelerden biri ve teknolojik gelişim bakımından yetişen genç nüfus değişimi çok süratlendirecek. Nabucco ile cazibesi artan Türkiye’de enerji şirketleri için de projeler yapmak istiyoruz.” Dünyanın değişik ülkelerinde 20 yazılım laboratuvar ve 8 bin 500 uzmanı bulunan Indra, Türkiye’de yeni ihalelerle istihdam ettiği kişi sayısını artırmayı da planlıyor. Indra Systemas Türkiye Müdürü Özgür Kaprol da, merkezi Ankara’da bulunan şirkette Türk mühendislerden oluşan ekip kuracaklarını söyledi.

PELİN ESMER'İN FİLMİ SAN SEBASTİAN FESTİVALİNDE YARIŞACAK


Türk yönetmen Pelin Esmer'in "11'e 10 kala" filminin, İspanya'nın önemli etkinliklerinden olan ve bu yıl 57. kez düzenlenecek San Sebastian Uluslararası Film Festivali'nde iki ayrı yarışmada yer alacağı bildirildi. Filmin yapımcı şirketleri arasında yer alan Sinefilm yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, "11'e 10 kala" filminin festivalde "Zabaltegi-Yeni Yönetmenler" adlı bölümünün yanı sıra ana yarışma bölümünde de yarışacağını belirterek, bu açıdan bugüne kadar festivalde iki bölümde birden yarışacak tek Türk filmi olma özelliği taşıdığını vurguladı. Türkiye'de 25 Eylülde gösterime girmesi beklenen film, bir koleksiyoncu ile kapıcının hikayesini anlatıyor.

11 Ağustos 2009 Salı

HOLA'NIN KAPAK ÖYKÜSÜ: '' CAYETANO VE EVA TÜRKİYE'DE''



İspanya’nın en ünlü matadorlarından Cayetano Rivera ve sevgilisi İspanya güzeli Eva Gonzalez’in Türk bandıralı bir yatta Ege sahillerinde geçirdiği tatilleri , Türkiye’yi haftalık HOLA! dergisinde kapağa taşıdı.Hem babası hem de dedesi gibi İspanya’da boğa güreşleri denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olan Cayetano Rivera'nın attığı her adım İspanyol basını tarafından takip ediliyor. Cayetano'nun yeni aşkı 2003 İspanya güzeli Eva Gonzalez ile birlikte geçirdiği rüya gibi tatil, bu hafta İspanyol televizyonlarının da en fazla takip ettiği konuların başında yer aldı.1 milyonu aşan tirajlı İspanyol Hello dergisi Hola! 'da çıkan 14 sayfalık bu kapak haberi ile Ege sahillerimize milyon dolarlık bir tanıtım yapılmış oldu. Daha önce Monica Molina, Azucar Moreno, Lolita, Falete, Rosario Flores, David Bustamente, Chenoa, Marta Sanchez gibi onlarca ünlüyü ülkemizin tanıtımında kullanan ve çekimler yaptıran Pasion Turca daha önce de HOLA! dergisi için Cayetano'nun eski eşi İspanyol Alba düşesinin kızı Eugenia Martinez de İrujo'yu da İstanbul'da ağırlamıştı.

02 Temmuz 2009 Perşembe

HİSPANATOLİA 2 YAŞINI DOLDURDU


2 Temmuz 2007... Hispanatolia'nın yayın hayatına girmesinden bu yana tam 2 yıl geçmiş bulunuyor. O günden bu yana küçük ekibimizde bazı küçük değişiklikler oldu elbette. 2 yıl önce Akın Özçer ve Mehmet Çiftçi'nin başlattığı portal 6 ay kadar sonra sıkıntılı bir döneme girmişti. Mehmet Çiftçi'nin ayrılmasıyla İspanyolca bölümümüzde aksamalarla karşılaşmıştık. Ardından Mehmet Çiftçi'nin yerini alan arkadaşımız Pablo Gomez, aramıza katılan Francisco Olmos ve Engin Eryiğit'le yola devam ettik.
Hispanatolia'nın yayınını sürdürmesinde mimar arkadaşımız Kaan Köksal'ın büyük katkılarını da unutmamak gerekir. İlk günden itibaren portalımızın teknik sorumluluğunu yürüttü uzunca bir süre. İkinci yılımızı doldurduğumuz bugüne kadar da teknik olarak kendisinin katkılarını almaktayız. Aslında böylesine küçük bir redaksiyon kadrosuyla hizmet verdi Hispanatolia iki yıl boyunca.
Selda Özçer ve Funda Gomez'in katkılarını da aldık elbette ama tam anlamıyla profesyonelleşemedik bu süre içinde. Aramıza katılmak isteyenler oldu ama hiçbir karşılık beklemeden özveriyle Türk-İspanyol dostluğuna hizmet edenler olarak hep küçük bir kadroyduk.İki yıl içinde Hispanatolia olarak Madrid Büyükelçiliğimizden aldığımız sembolik katkıyla yürüdük bugüne kadar. Bu katkıdan ve belki bundan daha çok demokratik duruşundan ötürü Büyükelçi Ender Arat'a teşekkürü borç biliyoruz. Çünkü Hispanatolia dışarıdan hiçbir müdahaleye maruz kalmaksızın sivil ve bağımsız bir portal olarak varlığını sürdürdü hep. Kuşku yok ki böylesine küçük bir ekiple günlük bir gazete gibi yayın hayatında kalabilmek kolay değildi. O nedenle bazı gazete haberlerine başvurmak zorunda da kaldık, hala kalıyoruz. Amacımız her bölümde orijinal katkılar yapmak olduğu halde.
Hispanatolia deyince Profesör Alejandro Lorca'yı da unutmamak gerek. Madrid Otonom Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Profesör Lorca, Türkiye'nin AB ile müzakerelerini destekleyen GANETU'nun da Başkanı. Profesör Lorca'nın karkılarıyla 3. yılımızda yeniliklere gidecek, portala biraz daha bilimsel bölümler ekleyeceğiz. Hatta bir Internet Radyosu oluşturma projemiz de var. Bütün bunlar için portalımızda teknik olarak da değişikliklere gideceğiz. Bütün bunlar için kuşku yok ki profesyonelleşmek, belirli bir bütçeye sahip olmak gerekiyor. Bu aşamaya henüz gelmedik ama MAPFRE/Genel Sigorta bu yıl Hispanatolia'ya sponsor olmayı öngörüyor.
Bütün bu yenilikleri ilerideki haftalarda ve aylarda görmeyi umut ediyor, 2. yaşımızı bu vesileyle kutluyoruz.

24 Nisan 2009 Cuma

TORTOS DE MAIZ (KIZARMIŞ MISIR EKMEĞİ)


Asturias´lı Gonzalo Mendez de Cancio, 17.yy´da Florida valisiyken mısırı ilk kez Asturias´ın Tapia şehrine getirir. O dönemde yanlızca buğday unu (escanda) ve çavdar unu (centeno) bulunan bölgede mısır, ilk zamanlar hayvan yemi olarak kullanılmışsada zamanla insanlar mısır ekmeği yapmaya başlamış ve böylelikle mısır geçen zaman içinde mutfaklardaki hakettiği yeri almıştır.

Mısır unuyla hazırlanan bir çeşit ekmeğin yağda kızartılmasıyla elde edilen Tortos de maiz, bundan 20 yıl öncesine kadar İspanya´nın Asturias bölgesindeki köylerde yapılan bir ekmekken, bugün artık en lüks restaurantlarda usta şeflerin ellerinde şekillenen bir yemek haline gelmiştir.

Malzemeler:
300 gr mısır unu
50 gr buğday unu
Ilık su
1 çay kasığı tuz

Kızartmak için: 1 su bardağı zeytinyağı
Servis için: Tortosun üzerine konularak yada yanında birlikte servis etmek için çok çesitli alternatifler bulunmaktadır.Tipik olarak, inek sütünden yapılan ve çok sert bir tadı olan mavi Cabrales peyniri ve bal eşliğinde servis edilebileceği gibi kızarmış yumurta, peynir çeşitleri, sucuk, pastırma yada çeşitli soslar eklenerek hazırlanmış karışımlarda kullanılabilir.

Hazırlanışı:

Genişçe bir cam kaseye mısır ununu ve buğday ununu koyuyoruz.Ilık suyu azar azar ilave ederek ve tuzuda ekleyerek sıkı, ancak çok fazla sert olmayan bir hamur yoğuruyoruz. Yoğurarak top şekline getirdiğimiz hamurumuzu temiz ve nemli bir mutfak bezi ile örterek 5-6 saat kadar dinlenmeye bırakıyoruz. Ardından elimizle yumurta büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlıyoruz ve yine aynı cam kap içerisinde üzerini streç bir film ile kapatarak yarım saat kadar daha nemlendiriyoruz.Daha sonra hamurdan kopardığımız yumurta büyüklüğündeki parçaları elimizle yuvarlayıp bastırarak açıyoruz ve orta ateşte arkasını ve önünü 1-2 dakika kızartıyoruz. Kızaran tortosları kağıt mutfak havlusuna koyup fazla yağlarını alıyoruz.Tortosları, sıcak soğuk yada ılık servis yapabiliriz önemli olan yeni pişirilmiş olmasıdır.






Afiyet olsun

10 Nisan 2009 Cuma

SEVİLLA'DA FAHRÎ KONSOLOSLUK AÇTIK

Türkiye, Sevilla'da fahri konsolosluk açtı. Bu amaçla düzenlenen törene Madrid Büyükelçimiz Ender Arat ve Konsolosluk işleriyle görevli Büyükelçilik İkinci kâtibi ve Başbakanlık Türk Yatırım Ajansı İspanya temsilcisinin yanısıra, Andalucia Özerk Yönetimini temsilen Enrique Ojeda Vila, Sevilla Belediye başkan Yardımcısı , Ticaret Odası Başkanı, korkonsüler mensupları ve 200 kadar davetli katıldı. Sevilla'nın tarihi merkezinde, en işlek caddesi üzerinde son derece merkezi bir binanın ikinci katında açılan Konsolosluk ofisi yaklaşık 150 metrekare kullanım alanı, özenli ve modern tasarımı, ülkemize ilişkin resim ve tabloların zevkli seçimi ile davetlilerin büyük beğenisini almıştır.Törenden sonra, Sevilla'nın tarihi ve prestijli oteli Alfonso XII'de, Endülüs Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Danışmanı Ojeda, Büyükelçi Ender Arat ve Fahri Konsolos Moreno'nun konuşma yaptığı bir oturum düzenlenmiştir. Sözkonusu konuşmalar sırasında, Endülüs ve Türkiye arasındaki tarihi, kültürel bağlara atıfla her alandaki ilişkilerin ileriye götürülmesi temennisi ile bu hususta Sevilla Fahri Konsolosluğumuzun üstleneceği sorumluluk vurgulanmıştır. Açılış vesilesiyle yapılan etkinlikler otelin bahçesinde düzenlenen bir kokteyl ile son bulmuştur. Ülkemize duyduğu büyük hayranlık ile sorumluluk üstlenme iradesi ön plana çıkan Fahri Konsolos Manuel Moreno, adaylık sürecinde bölgeye yapılan -Bakan düzeyi dahil- ziyaretlerin eşgüdümünde, ticari, ekonomik, kültürel faaliyetlerin hazırlanmasında büyük katkılarda bulunmuştur. Bir Türk ve bir İspanyol asistanın çalışacağı Fahri Konsolosluğumuzun, Manuel Moreno'nun yönetiminde Endülüs bölgesiyle ilişkilerimizin geliştirilmesinde önemli getiriler sağlayacağı değerlendiriliyor.

ZAPATERO AB ÜYELİĞİMİZE DESTEĞİNİ YİNELEDİ


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero'nun, Türkiye'nin AB üyelik sürecine verdiği desteği bir kez daha vurgulamasından memnuniyet duyduğunu söyledi. 1. Türkiye-İspanya Hükümetlerarası Zirvesi sonrasında Başbakan Erdoğan ve İspanya Başbakanı Zapatero ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, bugün iki dost ve müttefik ülke, Türkiye ile İspanya arasında ikili hükümetler arası zirve niteliğindeki ilk toplantıyı gerçekleştirdiklerini belirterek, iki ülke arasında geçen yıllarda ivme kazanan yakın işbirliğinin doğal bir sonucu olarak Zapatero'yla, ilişkileri daha ileriye götürecek, daha ileri düzeyde çalışmalara başlangıç teşkil edecek hükümetlerarası zirve toplantıları yapmaya karar verdiklerini kaydetti. Bu tür zirve düzeyindeki toplantıları, özel önem atfettikleri ülkelerle gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, bir yandan ilişkileri derinleştirecek yeni açılımlar başlatmayı hedeflerken, bir yandan da toplantı yaptıkları ülkelere verdikleri önemin göstergesi niteliğinde bulunduğunu belirtti. Bu bakımdan İspanya ile gerçekleştirilen zirve toplantılarının, İspanya'nın Türkiye için en ayrıcalıklı ülkelerden biri olduğunu teyit ettiğini, aynı şekilde İspanya açısından da Türkiye'nin ayrıcalıklı konumunu ve İspanya'nın, Türkiye'ye verdiği desteği ortaya koyduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Türkiye ve İspanya, aynı değerleri paylaşan, uluslararası meselelere yapıcı ve çözüm arayan bir anlayış noktasında ortak vizyonları olan iki ülkedir. Nitekim ikinci forumu yarın İstanbul'da, ev sahipliğimizde başlayacak olan Medeniyetler İttifakı gibi önemli bir projeye Zapatero ile birlikte eş başkanlık yapmaktayız. Bu projenin 2004 yılından bu yana kaydettiği ilerleme ve uluslararası arenada gördüğü kabul, paylaştığımız bu ortak vizyonun ne kadar isabetli bir girişim olduğunun açık ispatıdır.''

TÜRKİYE-İSPANYA KONFERANSI YAPILDI


Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi ile Avrupa, Akdeniz ilişkileri konusunda uzman İspanyol düşünce kuruluşu Instituto Europeo Mediterraneo(IEMed) tarafından düzenlenen yıllık ''Türkiye-İspanya Konferansı''nın ilki yapıldı. Sakıp Sabancı Müzesi'nde gerçekleştirilen konferansın açılışında konuşan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, çok önemli bir zamanlamayla yapılan bu konferansı gerçekleştirdikleri için düzenleyenleri kutladı. Bağış, bugün iki ülke üst düzey yöneticilerinin bir araya geleceğini, toplantının bu ilk Türk-İspanyol Zirvesi için çok büyük bir baz oluşturduğunu söyledi. Türkiye-İspanya ilişkilerinin 14. yüzyıla dayandığını, 1783 yılından itibaren de diplomatik ilişkilerin başladığını anlatan Bağış, son 10 yılda bu ilişkilerin ivme kazandığına işaret etti. ''İspanya'nın Avrupa Birliğinde Türkiye'yi desteklemesi, bizi çok mutlu ediyor'' diye konuşan Bağış, iki ülke arasındaki turist sayısının, akademik alanda öğrenci değişiminin ve ticari ilişkilerin arttığını kaydederek, İspanya Parlamentosunda da bir dostluk gurubu oluşturulduğunu hatırlattı. Tıpkı Anadolu gibi, İberia Yarımadası'nın da farklı alanlarda, farklı geçmişlerden gelen insanların mekanı olduğuna dikkati çeken Bağış, bir medeniyetler çatışması ihtimali varken Türkiye ve İspanya'nın medeniyetler ittifakına başkanlık yaptığını, bunun da eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ı dahi şaşırttığını vurguladı. Egemen Bağış, ''Bir zamanlar bize, 'Avrupa'nın hasta adamı' deniyordu. Kimse bize, 'Asya'nın hasta adamı' dememiştir. Biz tamamen Avrupa'nın tarafındayız. Hiçbir zaman bu kadar zengin ve güçlü olmamıştık. Şimdi en iyi durumdayız'' dedi. İspanya Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanı Magdalena Alvarez de AB konusunda Türkiye'yi desteklediklerini söyledi. Türkiye ve İspanya'nın Akdeniz'in iki ucunda olmasına rağmen, coğrafi mesafenin engel olamadığını, çok güçlü ilişkileri bulunduğunu vurgulayan Alvarez, ''Akdeniz bizi ayırmıyor, aksine bir araya getiriyor. Hem Türkiye hem İspanya kendi içinde diğer kültürlerin en iyi taraflarını alıp birleştirmiştir. İki ülkede kültürlerin birleşmesinin en iyi örneğidir'' diye konuştu.Türkiye-İspanya Konferansı, öğleden sonra, üç çalışma grubu halinde devam etti. Çalışma grupları, iki ülke sivil toplumlarının birbirlerine yakınlaştırılması amacını güdüyor.

03 Mart 2009 Salı

BÜYÜKELÇİ JOAN CLOS İZMİR BELEDİYESİNİ ZİYARET ETTİ


İspanya'nın Ankara Büyükelçisi Joan Clos Mathe, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nu makamında ziyaret etti. Barselona şehrinde iki dönem belediye başkanlığı yapmış olan Büyükelçi Mathe ile deneyimlerini paylaştıklarını belirten Başkan Kocaoğlu, "İzmir'le Barselona çok benziyor. Fahri konsolosumuzla sık sık biraya gelerek karşılıklı bilgi birikimlerimizden faydalanmaya, Barselona'ya giderek de şehrimizin tanıtım ve dış ilişkiler faaliyetlerini sürdürmeye çalışacağız." dedi. Büyükelçi Mathe ise ilk defa geldiği İzmir'in güzel, neşeli ve hayat enerjisi dolu bir şehir olduğunu söyledi. Joan Clos Mathe, "Politik ve stratejik açıdan çok önemli bir noktada olan İzmir'le İspanya arasındaki ilişkilerin artarak devam edeceğini umuyorum. İk iülkenin tekstil, otomotiv, tarım, turizm ve yenilenebilir enerji gibi birçok ortak ticaret konusu var. İzmir'in bu konulardaki işbirliğimize ivme kazandırarak, ilişkilerimize güç katacağını ümit ediyorum." şeklinde konuştu.

19 Şubat 2009 Perşembe

BÜYÜKELÇİ ENDER ARAT DIALOGO EUROPEO'DA KONUŞMA YAPTI



Büyükelçi Ender Arat’ın Dialogo Europeo’da yaptığı konuşmanın metni(Madrid, 17 Şubat 2009)


Sayın Büyükelçiler, Değerli Dostlar, Bayanlar, Baylar:

Bu sabah sizinle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.Dialogo Europeo yöneticilerine bu fırsatı bana verdikleri için teşekkür ediyorum.Türkiye’nin Büyükelçisi olarak İki yıldır Madrid’de görev yapmaktayım.İtiraf etmeliyim ki, İspanya’da ayrıcalıklı Büyükelçiler arasında yer almaktayım.Zira Türkiye ile İspanya arasındaki ilişkiler mükemmel bir düzeyde. Hiçbir siyasi sorunumuz yok.Ekonomik ilişkilerimiz diğer ülkeleri kıskandıracak şekilde her yıl gelişiyor.Ticaret hacmimiz 2008 yılında 6,5 milyar Avro’yu aştı.Türkiye’deki İspanyol yatırımları giderek artıyor.İspanyol yatırımcılar Türkiye’nin iç pazarının büyüklüğünü ve Türkiye’nin periferisindeki Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu gibi büyük pazarları keşfetmeye başladılar.İspanya Başbakanı “Medeniyetler İttifakı” projesinin ortak sunucusu olarak Türkiye Başbakanını seçti.Medeniyetler çatışması riski ile karşı karşıya bulunduğumuz dünyamızda ihtiyacını duyduğumuz diyalog ve hoşgörünün yerleşmesine hizmet edeceği kabul edilen bu proje, mükemmel düzeydeki ikili ilişkilerimizin uluslararası alana yansımasını teşkil ediyor.Medeniyetler İttifakının birinci forumu 2008 Ocak ayında Madrid’de yapıldı.İkinci forum 6-7 Nisan 2009 tarihlerinde Istanbul’da yapılacak. Bu foruma 100’e yakın ülke ve 15 uluslararası kuruluşun katılması bekleniyor.Türkiye ile İspanya’nın siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda işbirliğini daha da geliştirmesine imkan sağlayacak kapasiteye sahip oldukları bir gerçektir.Nitekim bu anlayışladır ki, Başbakan Zapatero 15 Eylül 2008 tarihinde Istanbul’a yaptığı gayrıresmi ziyaret sırasında iki ülke arasında her yıl düzenli olarak zirve toplantıları yapılmasını önermiştir.Bu öneri Türkiye tarafından memnuniyetle kabul edilmiştir.İlk zirve toplantısının, Medeniyetler İttifakı İkinci Forumunun hemen öncesinde, 5 Nisan 2009 tarihinde İstanbul’da yapılması kararlaştırılmış bulunmaktadır.Zirve toplantılarının, İspanya’nın Portekiz, Fransa, Almanya, İtalya ve Polonya ile olduğu gibi, Türkiye ile de ikili ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inanmaktayız.Türkiye ile İspanya arasındaki mükemmel ikili ilişkilerin temelinde, itiraf etmeliyim ki, Türkiye’nin AB’ne tam üye olmasını İspanya’nın kuvvetli bir şekilde desteklemesi yatmaktadır.Zira AB’ne üye olmak Türkiye’nin en öncelikli politikası ve stratejik hedefidir. Türkiye AB’ne girerek Avrupa ile entegrasyonunu tamamlamak istemektedir.İspanya’nın Türkiye’ye verdiği bu desteğin bir devlet politikası olduğunu biliyor ve takdir ediyoruz.Türkiye’yi aday ülke olarak kabul eden kararı 1999 yılında iktidarda bulunan PP Hükümeti desteklemiştir.Şimdi sizlere Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşme politikasının tarihi bir vokasyon olduğunu açıklamaya çalışacağım. Türklerin atayurdu, tıpkı Finlerin ve Macarların olduğu gibi, Orta Asya’dır. Nitekim Türkçe, Fince ve Macarca aynı kökenden gelmektedir ve aynı gramatik kurallara sahiptir.Türkler Orta Asya’dan yola çıktıktan sonra hep Batı’ya yönelmişlerdir.1071’de Anadolu’ya gelerek yerleşen Türkler Osmanlı İmparatorluğunu kurmuştur. İspanya İmparatorluğu gibi, üç kıtada hükümran olan Osmanlı İmparatorluğu, her zaman bir Avrupa gücü olarak kabul edilmiştir.600 yıldan fazla devam eden Osmanlı İmparatorluğunun, giderek zayıflayıp gerilemeye başladığı dönemde dahi, “Avrupa’nın hasta adamı” olarak tanımlandığını tarihe meraklı olanlar hatırlayacaktır.Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp Türkler bağımsızlık mücadelesine giriştiklerinde toprakları Batılı ülkeler tarafından işgal edilmişti. (İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan).Buna rağmen, Mustafa Kemal Atatürk bağımsızlık mücadelesini kazanıp modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kurunca Batı’nın değerlerini benimsemiştir.Demokratik ve laik bir devlet kuran Atatürk köklü reformlar yapmış, Ceza Kanununu İtalya’dan, İdare sistemini Fransa’dan, Medeni Kanunu İsviçre’den örnek alarak hazırlatmıştır.Türkiye, daha Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmadan önce, tam on yıl önce, 1948’de Avrupa Konseyi’nin ve OECD’nin kurucuları arasında yeralmıştır.Türkiye 1952’de NATO üyesi olmuş ve uzun soğuk savaş döneminde komünizm tehlikesine karşı ortak değerlerimizin savunulmasında önemli görevler üslenerek özverilerde bulunmuştur.AB’nin bugün üyesi bulunan, Sovyetler Birliği ardılı birçok ülkenin demokrasiye kavuşmasında, Türkiye’nin NATO üyesi olarak hiç de göz ardı edilemeyecek bir rol oynadığı herhalde yadsınamaz.Bugün Türkiye Avrupa’da tüm kuruluşların üyesidir.1963’den beri de Ortaklık Anlaşması ile AB’ne hazırlanmaktadır.Türkiye’de bu durumu kamuoyuna izah etmenin ne kadar güç olduğunu takdir edersiniz.1963 AB-Türkiye Ortaklık Anlaşmasının, diğer ortaklık anlaşmalarından farklı bir özelliği vardı. Bu özellik anlaşmanın temel hedefinin Türkiye’yi AB’ne tam üye olmaya hazırlamaktı.1963’te bu Ortaklık Anlaşmasını imzalayan Fransa Devlet Başkanı Charles De Gaule, Avrupa ülkesi olmadığı gerekçesiyle Büyük Britanya’nın üye olmasını veto ediyordu.Ortaklık Anlaşması 1964’te yürürlüğe girdiğinde Avrupa Komisyonu Başkanı olan Walter Hallstein’ın yaptığı açıklamayı okuyorum:“Türkiye Avrupa’nın bir parçasıdır. Bu olgu, bugün yapmakta olduğumuz şeyin temel anlamını oluşturmaktadır. Bu, yüzyıllardır geçerli olan ve bir coğrafi kavramı ya da tarihsel olguyu özetleyen bir ifadenin çok daha ötesinde, bir gerçeği teyit etmektedir: Türkiye Avrupa’nın bir parçasıdır.”Türkiye Ortaklık Anlaşmasından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiş ve 1987’de tam üye olmak için AB’ne müracaat etmiştir.O zamanlar Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda AB Daire Başkanı idim. Ancak 12 yıl beklendikten sonra, 1999’da Türkiye’nin müracaatına olumlu cevap verilmiş, aday olarak kabul edilmiştir.AB’ne üye olan hiçbir ülke bu kadar bekletilmemiştir.Üstelik Türkiye 1996 yılında AB ile Gümrük Birliğini tesis ederek, bugün bazı üye ülkelerin dahi tam anlamıyla gerçekleştiremedikleri gümrük uyumunu AB ile gerçekleştirmiş bulunmaktadır.Adaylık statüsünün verilmesinden de 5 yıl sonra Türkiye’nin gerekli kriterleri yerine getirdiği kabul edilerek tam üyelik müzakerelerinin başlayabileceği Aralık 2004’de kararlaştırılmıştır.AB’ne katılım müzakereleri nihayet 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştır. Bugüne kadar 10 fasıl müzakereye açılmış ve yalnız biri geçici olarak kapatılabilmiştir. Müzakereler de maalesef yavaş ilerlemektedir.Halen birkaç AB ülkesi bu müzakerelerin ucunun açık olduğunu ileri sürmekte, üyelik yerine ayrıcalıklı ortaklıktan söz etmektedir.Bunun anlamı “Türkiye üye olmasın, ama çok önemli menfaatlerimiz var, AB’den de uzak kalmasın” demektir.AB müktesebatında “ayrıcalıklı ortaklık” yoktur. 27 üyeden hiçbiri için bu ifade kullanılmamıştır. Türkiye için kullanılması düpedüz ayrımcılıktır. Kaldı ki Türkiye bugün dahi AB içinde ayrıcalıklı ortaklığın çok ötesinde bir konumda bulunmaktadır.Türkiye için tam üyelik temel stratejidir. Bunun alternatifi yoktur.Türkiye’nin AB’ne üye olması her iki taraf için kazanç olacaktır.Türkiye AB’ne yük olmayacaktır. Aksine AB’nin birçok bakımdan yükünü devralacaktır.Ekonomik bir dev ama henüz siyasi bir cüce olduğu her gelişmede görülen AB, Türkiye ile önemli bir siyasi güç kazanacaktır.Ortak değerlerimiz olan demokrasi, laiklik, insan haklarına saygı, serbest piyasa ekonomisi Türkiye’nin tam üye olmasıyla Orta-Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’ya uzanacaktır.Türkiye’nin üyeliği farklı kültürlerin temsilcisi olan ülkelerin bir arada yaşayabilir olduğunu gösterecektir. AB farklılıkların zenginlik sayıldığını dünyaya somut şekilde kanıtlamış olacaktır.Türkiye’nin Avrupa için stratejik önemi karşılaştığımız her yeni krizde bir kere daha görülmektedir.Son zamanlarda yaşadığımız Gürcistan krizi, enerji krizi. Gazze krizi bunun somut örnekleridir.Dışişleri Bakanı Moratinos bu gerçeği 18 Ocak 2009 tarihinde “La Vangardia”ya verdiği mülakatta şöyle ifade etti:“Başbakan Zapatero’nun Türkiye ile ayrıcalıklı dostluk ilişkisi kurma konusunda ne kadar isabetli bir karar verdiği şimdi daha iyi anlaşılıyor”.2007’de Lizbon Antlaşması imzalandığında AB Devlet Sekreteri Alberto Navarro’nun “Türkiye’yi AB dışında bırakmak gerçek bir barbarlık olur” diye açıklama yaptığını hatırlatırım.Değerli Dostlar, aranızda “Pekiyi. Kıbrıs engelini nasıl aşacaksınız” diye soranları duyar gibi oluyorum.Maalesef AB iç ve dış sorunlarını çözüme kavuşturmayan “Kıbrıs”sı, tehditlere boyun eğerek üye kabul etmekle hata yapmıştır.Bunu biz değil, Kıbrıs Rum Yönetiminin her aşamada engeller ortaya çıkartmasından usanan birçok AB devlet adamı itiraf ediyor.Bu konudaki gelişmeleri kısaca anımsatmak isterim.Yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi olan Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için birçok girişimlerde bulunuldu. Ama hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü Rum kesimi Türklerle birlikte yaşamak istemiyor.Örnek vereyim: Bu küçük adada Türk ve Rum toplumu arasında hiçbir evlilik yok. Bir evli çift vardı, 1974’de Yunanistan’daki Albaylar Cuntasının teşvikiyle, Nikos Samsun Kıbrıs’da darbe yaptı, ilk işi bu evli aileyi öldürmek oldu. Adanın gerçekleri böyle.En son ve kapsamlı barış girişimi BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın gözetiminde yapıldı. Uzun ve çok ayrıntılı çalışmalar sonucunda 800 sayfayı aşan bir plan hazırlandı.İsviçre’nin Burgenstock kentinde yapılan son toplantıda ben de vardım. Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Rum tarafı BMGS’ne mutabakatlarını bildirdiler. Ancak Papadopulos adaya döndü ve referandumda Annan Planına hayır oyu kullanın diye propagandaya başladı.Neticede yapılan referandumda Kıbrıs Türklerinin %65 evet , Kıbrıs Rumlarının ise %76 sı hayır oyu kullandı. Almanya’nın o zamanki Şansölyesi Schröder yayımladığı hatıralarında bunu “siyasi ahlaksızlık” olarak tanımlıyor. Avrupa Komisyonu’nda genişlemeden sorumlu Komiser Günter Verheugen 21 Nisan 2004 tarihinde Avrupa Parlamentosu’nda yaptığıkonuşmada “Tassos Papadopoulos Hükümeti hepimizi şaşırttı. Artık diplomatik konuşmayacağım; Kıbrıs Rum Hükümeti tarafından kendimi aldatılmış hissediyorum” dediğini kayıtlarda bulabilirsiniz. BM Genel Sekreteri Annan bu durumu verdiği raporda açıkça anlattı. 28 Mayıs 2004 tarihli Annan Raporu BM Genel Kurulunda maalesef sümen altı edildi. Bu nasıl izah edilebilir? O zamanki liderler Prodi, Schröder, Blair, Berlusconi, Balkanende, Verhaugen, “çözümü Türkiye desteklesin, Kıbrıs Türkleri Referandum’da evet desin biz gerekeni yapacağız” dediler. Ama hiçbir şey yapılmadı. Aksine referandumda % 76 hayır diyen Kıbrıslı Rumlar ödüllendirildi, AB’ye üye kabul edildi.Kıbrıslı Türkler ise ambargo, kısıtlamalar ve izolasyon ile cezalandırılmaya devam ediliyor.Papadopoulos’un geçmişte Kıbrıs Türklerini adada ortadan kaldırmak için eli kanlı EOKA terör örgütünün kurucusu olduğunu bildiğimizden biz hiç şaşırmadık.Bizi şaşırtan, geçen yıl vefat eden Papadopoulos’un hala bir barış güvercini olduğuna inananların bulunması.Kıbrıs Rum kesiminde 2008 başında seçimler yapıldı ve çözüm istediğini söyleyen bir lider geldi: Dimitris Hristofias.Kıbrıs Türk kesiminin lideri, Annan Planına evet diyen, aynı lider: Mehmet Ali Talat.İkisi de aynı siyasi kanata mensuplar.23 Mayıs 2008 tarihinde Talat ve Hristofias bir araya geldiler ve ortak bir açıklama yaptılar.Bu önemli açıklamayı okumak istiyorum:“They reaffirmed their commitment to a bi-zonal, bi-communal federation with political equality, as defined by relevant Security Council resolutions. This partnership will have a Federal Government with a single international personality, as well as a Turkish Cypriot Constituent State and a Greek Cypriot Constituent State, which will be of equal status.They instructed their Representatives to examine, within 15 days, the results of the technical committees.”Bu önemli bir başlangıçtı.Talat ve Hristofias 19 kez görüştüler. Bazı ilerlemeler de kaydettiler.Ancak Rum liderliği görüşmelerin hemen başlamasından sonra AB ülkelerini dolaşmaya başlayarak ortak açıklamadaki ifadeleri aşındırma gayreti içine düştüler. Türkiye’yi engelleme yapmakla suçlamaya başladılar.Bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Diologo Europeo’nun değerli mensuplarına, Kıbrıs Türklerinin gerçeklerini öğrenmek istiyorlarsa, Mehmet Ali Talat’ı davet edip dinlemelerini öneririm.Talat bu müzakerelerin ucu açık olmamasını, bir takvime bağlanmasını istemektedir. Neticede bazı hususlarda anlaşma sağlanamazsa bunları BMGS’nin karara bağlamasını önermektedir. Talat’ın bu tutumu gerçekten çözümden yana olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, maalesef Talat’ın bu önerileri Rum tarafınca kabul edilmemektedir. Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturacak olanlar Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardır. Türkiye Kıbrıslı Türklerin lideri, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a güvenmektedir. 3 Ekim 2008’de başlayan kapsamlı barış müzakerelerini desteklemektedir.Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu desteği her vesileyle açıklamış ve soruna çözüm bulunmasında Türkiye’nin her zaman bir adım önde olacağını ilan etmiştir. Papadapoulos’dan farklı olduğunu ve samimi olarak çözüm istediğini ileri süren Hristofias’ın bazı Avrupa ülkelerini de inandırdığını görüyoruz. Ancak unutmayalım ki geçmişte Hristofias, Papadapoulus’un Annan Planına hayır kampanyasını kuvvetle desteklemişti. Atadığı bakanların çoğu da çözüme karşı kişilerdir. Henüz Hristofias’ın samimi olarak çözümden yana olduğunu kanıtlayan hiçbir davranışını göremedik. Aksine müzakerenin başında yapılan ortak açıklamayı, (biraz önce size okudum), şimdi inkar etmektedir. Müzakerelerin ne zaman sona ereceğinin belirlenmesinden kaçınmaktadır. Üzerinde mutabakata varılamayacak noktaların BM Genel Sekreterinin hakemliğinde karara bağlanmasına yanaşmamaktadır. Hristofias BM parametreleri, disiplini ve metodolojisinden uzak durmakta, çözüme ilişkin temel ilkeleri saptırarak ve zamana oynayarak uluslar arası kamuoyunu tedricen Türk tarafı aleyhine döndürmeye çalışmaktadır. AB ile müzakere sürecini kullanarak Türkiye üzerindeki baskının arttırılmasını sağlamaya çaba göstermektedir. AB ülkeleri arasında Türkiye’nin üye olmasını istemeyenlerin de maalesef Kıbrıs’ın arkasına sığındıkları görülmektedir.Gerçekten Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmasını arzu eden ülkelerin, ki İspanya’nın bu ülkeler arasında olduğunu biliyoruz, Kıbrıs’ın diğer yarısının da AB’ye üye olabilmesi için, hakkaniyet çerçevesinde öncelikle Kıbrıs Rum Yönetimini teşvik etmeleri müzakerelerden sonuç alınmasına katkıda bulunacaktır.


Teşekkür ederim.

ZAPATERO´DAN TÜRKİYE´YE DESTEK





Zapatero, Madrid’deki Avrupalı Gazeteciler Derneğinde yaptığı açıklamada, İspanya’nın 2010 yılının ilk yarısında üstleneceği AB dönem başkanlığında hükümetinin öncelikleri hakkında bilgi verirken, "İspanya, dönem başkanlığında, Türkiye’nin ve Hırvatistan’ın AB üyeliğine ve AB’ye girme isteklerine destek vereceğinide ekledi.Başbakan Zapatero, hedeflerinin "Avrupa’nın vatandaşlarıyla dayanışma içinde olmasını sağlayacak sosyal reformların hayata geçirilmesi için yoğun çaba göstermek", "Avrupa’nın dünya çapında rekabet karşısında yeni bir ekonomik model geliştirmesini teşvik etmek", ve "Avrupa’nın küresel konularda tek ses olmasını sağlamak" olarak açıkladı.2010 yılında düzenlenecek AB-ABD zirvesinin, ticari alan, iklim değişikliğiyle mücadele, dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasında iki taraf arasında "köklü ortaklıklar ve ittifakın" devam etmesi açısından önemli olduğunu belirten Zapatero, NATO ile AB’nin güvenlik konularında ortak çalışması gerektiğine dikkat çekti.Diğer yandan, Avrupa’da son aylarda "yabancı düşmanlığı" ve "Avrupa karşıtlığı milliyetçiliğin" arttığınıda belirten başbakan Zapatero, "kimsenin bunlardan memnuniyet duyamayacağını" da belirtti. Ayrıca Zapatero, İrlanda’nın referandumda Lizbon Anlaşması’na "hayır" demesiyle ortaya çıkan sorununda aşılması gerektiğini ekledi.

05 Şubat 2009 Perşembe

MADRİD'DEKİ FİTUR STANDIMIZA BÜYÜK İLGİ



Fitur standımız dün İspanyol ünlüleri ile muhteşem birgün geçirdi. Türkiye'de büyük şatış rakamlarına ulaşan CD'leri ve biletleri haftalar öncesi tükenen konserleri ile hep gündemde olan Monica Molina bu kez kendi ülkesi İspanya'da Türkiye tanıtımına verdiği destekle birkez daha gönüllerimizi fethetti. Türkiye Standında sevenleri ile buluşan Monica Molina sempatik tavırları ile herkesin hayranlığını bir kez daha kazandı. Mado dondurmalarının sahiplerinden Atilla Kambur Monica Molina'ya dondurma ikram ederken, cam sanatçısı Nasuf Cömert ise Monica'ya Osmanlı cam sanatından çeşitli örnekler ve hediyeler sundu.Türkiye standına gelerek sürpriz yapan diğer ünlü isim ise LOS VIVANCOS kardeşlerdi. Daha önce İstanbul, Mersin, Bodrum ve KKTC'de de gösteriler sunan grup, Erovizyon seçmelerinde 1 numara olma keyfini sürerken uzun bir aradan sonra basının karşısına ilk defa Türkiye standında çıktı. Standımızda ufak bir şov sergileyen sempatik 7 kardeş cam sanatındaki hünerlerini nazar boncuğu yaparak gösterdiler. 'Niye Türkiye'nin promosyonu yapıyorsunuz, Türkiye'nin yüzü mü olacaksınız' diye soran İspanyol medya mensubuna ' Türkiye çok güzel bir ülke.....Paskalya tatilinde gideceğim ülke hakkında bilgi almak için geldim' diyen Azucar Moreno sempatik tavırları ile herkesin ilgi odağı oldu. Göğüs kanserini atlattıktan sonra ilk kez basın karşısına geçen Encarna müjdeli bir haberi basın ile paylaştı...Solo albümüm çok yakında piyasada. 'Türkiye müzikteki yeni sanşım' diyen Valderrama, hayralarına müjdeli haberi Türkiye standından verdi. 'Yeni albümüm ilk 45'liği, Türkiye'de Oğuz Kaplangı, Harem ve Şenyaylar ile yaptığım 4 şarkıdan biri'...Birkaç ay önce evlendikten sonra balayını Türkiye'de geçiren Valderrama, İspanya'da efsane olmuş şarkıcı Valderrama'nın oğlu!İspanyol hayranlarının ve medya mensublarının takibine giren sanatçılar Pasion Turca'nın daveti ve organizasyonu ile Türkiye standına gelip ortalama 6 saat geçirdiler. Madrid Turizm ve Kültür Müşaviri İsmail Aksel ile de tanışıp bol bol sohbet eden ünlüler, her fırsatta Türkiye'de geçirdikleri güzel günlerden bahsetti. Türkiye'nin dünyanın en büyük turizm fuarı Fitur'da yaptıkları tanıtım şovunu diğer ülkeler yanlızca izlemek ile yetindiler. Fitur'da günü Türkiye'nin günü yapan 4 ünlü ile yapılan tanıtım milyon eurolar ile ölçülmekte. Pasion Turca İspanyol ünlü simalarını Türkiye'nin tanıtımı için kullanarak yepyeni bir sayfa açmakta ve ülkeye milyonlarca euro değerinde tanıtım yapmaya devam etmekte.Madrid Turizm ve Kültür Müşavirliği'nin son 3 senedir halkla ilişkilerini sürdüren, İspanya ve Türkiye eğlence hayatında son dokuz yıldır önemli bir yere sahip olan Pasion Turca birbirinden farklı projeler ile Türkiye tanıtımlarına devam ediyor. Türkiye'ye Monica Molina, Pink Martini, Cesaria Evora, Joaquin Cortes, Paco de Lucia , Lara Fabian, Azucar Moreno, Mariza gibi çok sevdiğimiz sanatçıları yıllardır getiren ve bizlerle tanıştıran Pasion Turca, daha önce de Guess'in dünya takvimi çekimleri, Monica Molina albüm kapağı özel çekimleri, İspanya'da kültürel çıkarma yaptığımız La Mar de Musicas festivali, ünlülerle Türkiye tanıtımı gibi çarpıcı projelere imza atmış ve İspanyol ve Latin dünyasının ünlü isimlerini Lolita, Marta Sanchez, Chenoa, Monica Molina, Azucar Morena, Poty, Ana Milan, Belinda Washington, Paula Vasquez, Paco Leon, Carlos Baute, Miguel Abellan, Arturro Arribas, Manu Tenorio, Monica Cruz, Rosario'nun aralarında bulunduğu 30'den fazla ünlü simayı Madrid Turizm ve Kültür Müşavirliğimiz destekleri ile Türkiye'de ağırlamış ve imajlarını Türkiye'nin güzellikleri ile birleştirip yazılı ve görsel basında milyonlarca dolar değerinde kapak haber yaptırılmıştır. Son üç senede yapılan çalışmalar ile turist sayısındaki 3 kattan fazla bir artış ile dikkat çeken İspanya'daki en son çalışma ise Conde Nast Traveler'ın kapağı ile 2009 Fitur Standımızda dünyaca ünlü 5 ismi ağırlamak oldu.

SEZAİ EREN MANGO'NUN ORTAĞI OLDU


Mango Türkiye'nin 11 yıllık Genel Müdürü Sezai Eren Mango'nun İcra Kurulu üyeliğine atandı ve firmaya ortak yapıldı. Eren'in başında bulunduğu Mango Türkiye şirketin cirosunun yüzde 5,4'ünü gerçekleştiriyor.Alt kademelerde işe başladıkları uluslararası şirketlerin yönetimine atanma ya da şirkete ortak olma başarısı gösteren Türk profesyonellere bir yenisi daha eklendi. İspanyol Mango, dünya cirosunun yüzde 5,4'ünü gerçekleştiren Türkiye'deki ekibi yöneten Genel Müdür Sezai Eren'i İcra Kurulu Üyeliği'ne atadı ve firmaya ortak yaptı. Mango'nun Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Isak Andic ile Başkan Yardımcısı Nahman Andic yaptıkları yazılı açıklamada, Sezai Eren'in tüm ekibiyle birlikte gerçekleştirmiş olduğu çalışmayı "harika" olarak nitelerken, gurur duyduklarını ifade etti. Eren'in ortaklık payı ise açıklanmadı. Mango'nun Türkiye'ye giriş yaptığı 1997'den bu yana genel müdürlük görevini yürüten Eren, ülke genelinde markanın 41 mağazaya ve 70 milyon euro ciroya ulaşmasında büyük pay sahibi olmasıyla tanınıyor. 92 ülkede ve bin 213 satış noktasında faaliyet gösteren Mango, Türkiye'yi dünyadaki en önemli pazarlarından biri olarak kabul ediyor. Mango, İstanbul'un da Barselona ile birlikte markanın referans şehirlerinden biri haline geldiğine inanıyor. Dünya satın alımının yüzde 9'unu Türkiye'den yapan Mango, yine uluslararası seviyede tanıtımını yaptığı 2 ana sezon defilesinden birini İstanbul'da gerçekleştiriyor. Türkiye'deki 600 çalışanın başındaki isim Eren ise, gösterilen bu performanstan dolayı Mango yönetimince ödüllendirildi. Eren'e, yılbaşında iş için bulunduğu İspanya'da Mango yönetimine atandığı bildirildi. Gelişmelerin kendisi için sürpriz olmadığını, durumdan geçen yıl haberdar olduğunu anlatan Eren, "11 yılda Türkiye'yi dünya cirosunun yüzde 5,4'ünü yapar hale getirdik. 3 ya da 4 yılda Türkiye olarak markanın dünya cirosunun yüzde 10'unu yapmayı hedefliyoruz. Hedefe ulaşmada dünya ekonomik konjonktürünün de
önemi büyük" diye konuştu.

04 Ocak 2009 Pazar

TARİŞ'TEN İSPANYOL ÜRETİCİYE DESTEK



Dünyada zeytinyağı piyasasını belirleyen İspanya'da dolum şirketleri ile üreticiler arasında başlayan mücadeleye, Türkiye'deki kooperatiflerden de destek geldi. Türkiye'nin en büyük zeytinyağıkooperatifleri birliği olan Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği'ninYönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, İspanya'daki kooperatiflere destekolmak amacıyla bu ülkeye gideceğini açıkladı.Çetin, dünya zeytinyağı üretiminin yarıya yakın bölümünügerçekleştiren İspanya'nın tüm dünyada zeytinyağı fiyatlarınınbelirlenmesinde en etkili ülke olduğuna dikkati çekti.Bu ülkede üretimin yüzde 70'inin kooperatifler kanalıyla yapıldığını,üreticinin güçlü bir konuma sahip olduğunu belirten Çetin, sonyıllarda sektörün sanayici kesimi olarak tanımlanan dolumşirketlerinin satın alma ve birleşmelerle kartelleştiğini söyledi.Çetin, son operasyonlarla İspanya'da pazarın yüzde 60'ını 6 dolumcufirmanın yönlendirir duruma geldiğini, bu şirketlerin üreticilere"fiyatları düşürün" baskısında bulunduğunu ifade etti.Bu nedenle şu anda dünya piyasasında zeytinyağı ton fiyatlarının 2 binEuro'nun altına düşme eğilimi gösterdiğini kaydeden Çetin, şubilgileri verdi:"Bu durum tüm zeytinyağı üreticileri için ortak bir tehdittir. Bunakarşı İspanya'daki yaklaşık 200 kooperatif bir araya gelerek ortakhareket etme kararı aldı. Kooperatifler Cecasa isimli girişimaracılığıyla 300 bin tonluk ürünün tek elden yönetilmesini ve ortakfiyat deklarasyonunu kabul etti.Ayrıca, buradaki kooperatifler Akdeniz'deki tüm üreticileri demücadeleye çağırıyor. Bu girişimlere kardeş kooperatifimiz Oleoestepaaracılığıyla desteğimizi beyan ettik. Ayrıca, önümüzdeki günlerdeyapılacak kooperatifler ortak toplantısına katılarak burada dadesteğimizi açıklayacağız. Akdeniz çanağındaki üreticiler birleşmezsesonları felaket olacak."İspanya'da Endülüs bölgesindeki bu gelişmelerin Türkiye'deki üreticibölgeleri de yakından ilgilendirdiğine dikkati çeken Çetin, bu ülkedeoluşan kartellerin tedarikçileri aracılığıyla tüm dünyada fiyatdüşürme baskısı yaptığını savundu.Çetin, Türkiye'de de bazı ihracatçıların Dahilde İşleme Rejimi (DİR)kapsamında ithalat için hükümete baskı yaptığını, böyleliklefiyatların baskı altında tutulmasının amaçlandığını kaydederek,sözlerini şöyle sürdürdü: "İspanya'daki oligopollerin fiyatları baskıaltında tutma politikası, Türkiye'de de DİR kapsamında ithalattalepleriyle uygulanmaya çalışılıyor. Türkiye gibi yeterli kalitede vemiktarda ürünü bulunan ve iç tüketimi belli bir sınırda kalan birülkenin ithalat yapmasının hiçbir anlamı olmamasına rağmen bu seçenekhep gündemde tutularak fiyatlara baskı yapılıyor.Türkiye'de iş yapan tedarikçilerin İspanya'da süren mücadele ve oradauygulanan politikalardan haberdar olmaması mümkün değil. İspanya'dakooperatiflerin bu konuda başarı sağlaması Türkiye'deki üreticilerinüzerindeki baskıyı da kaldıracaktır."Türkiye'nin toplam ihracatının yüzde 70'inin DİR kapsamında ithalatlagerçekleştiğini kaydeden Çetin, bunun global krizin yaşandığı ekonomiiçin çok büyük risk olduğunu, bu dönemde sistemin tekrar gözdengeçirilmesi gerektiğini söyledi.Kriz dönemlerinde tüm ekonomilerin yerli üretimi ön plana çıkarmayaçalıştığını, Türkiye'de de iş dünyasından bu yönde çağrılar duyulmayabaşlandığını anlatan Çetin, ihracatçıların da bu yönde taleplerininbulunmasının sevindirici olduğunu kaydetti.Çetin, Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu Başkanı MustafaTürkmenoğlu'nun yerli malı tüketimi çağrısında bulunduğunu, buçağrılara gönülden destek verdiklerini ifade ederek, "Yerli malıhaftası artık bir nostalji olmaktan öte ulusal bir duruşun ifadesiolmalıdır. Krizin etkilerini azaltmanın tek yolu kendi değerlerine,üreticisine ve mallarına dönmektir" diye konuştu.

13 Aralık 2008 Cumartesi

''İSPANYA DENEYİMİ: AB YOLUNDA TÜRKİYE'YE İLHAM KAYNAĞI'' BAŞLIKLI ÇALIŞMA YAYINLANDI



Açık Toplum Enstitüsü, "İspanya Deneyimi: AB Yolunda Türkiye'ye İlham Kaynağı" başlıklı bir çalışma yayınladı. William Chislet'in hazırladığı çalışma ile ilgili olarak Enstitü direktörü Hakan Altınay, İspanya'nın Avrupa Birliği'ne katılım deneyiminin iki ülke arasındaki çarpıcı benzerliklerden dolayı Türkiye açısından ilgi çekici bir niteliğe sahip olduğunu söyledi. Çalışmada iki ülkenin bazı benzerlikleri şöyle sıralanıyor:


* İki ülke bugün BM'nin Hıristiyan ve Müslüman dünyalar arasında köprü kurmaya çalışan Medeniyetler İttifakı'nın sponsorları


* İspanya ve Türkiye siyasetleri muhafazakar ve otoriter siyasi kültürlerin izlerini taşıyor; iki ülkede de gelenekçiler ve modernleşmeciler arasındaki çatışma farklı şekillerde de olsa sürüyor.


* İki ülke de kırsal kesimden kentlere iç göç yaşamış;


* İki ülke de Avrupa'ya yüz binlerce misafir işçi göndermiş


* İki ülke de ayrılıkçı akımlar ve terörizm ile mücadele etmekte


* 20. yüzyılın büyük bölümünde iki ülkede de silahlı kuvvetler siyaset sahnesine son derece etkin oldu

10 Aralık 2008 Çarşamba

KRAL JUAN CARLOS: '' BÜYÜK BİR ULUS İÇİN BÜYÜK BİR ANAYASA''



İspanyol Anayasası'nın referandumla kabulünün 30. yıldönümü dün Temsilciler Meclisi'nde düzenlenen bir törenle kutlandı. Meclis'te bir konuşma yapan Anayasası'nın en büyük mimarı Kral Juan Carlos, bu büyük günde duyduğu gururu dile getirirken, o günden bu yana İspanya'nın çok büyük yol katettiğini, büyük bir konsensüsle kabul edilen bu modern anayasanın geleceğe umutla bakmanın güvencesi olduğunu vurguladı. Özgürlükleri için yaşamlarını verenleri bu vesileyle saygıyla andığını belirten Kral Juan Carlos, İspanyol ulusunun büyük bir ulus olduğunu, tarihinin en bütünleştirici anayasasını oluşturarak, ülkede çoğulculuğun temelini attığını vurguladı. İspanya'nın kendi farklılıklarını birleştirtirdiğini, birleşmiş, ancak farklı, modern ve tutarlı demokratik sosyal bir hukuk devleti oluşturmayı başardığının altını çizdi. Kral Juan Carlos, bugün varlığını sürdürenen terörizme karşı, tüm demokratların biraraya geldiğini ve bu birlikteliğin bu barbarlığı sona erdireceğine olan inancını dile getirdi.Kral Juan Carlos, Franco'nun kendisine emanet ettiği diktatörlük rejimini bir tarafa bırakarak ülkeyi demokrasiye taşıyan, bunu da tırmanan teröre ve askeri darbe girişimine karşın yapan inançlı ve kararlı bir demokrat. İspanya'nın 1978 anayasası onun ve dava arkadaşlarının büyük eseri, 6 Aralık 1978 günü, Franco'nun ölümünden sadece üç yıl sonra halk oyuyla benimsenmişti. Anayasaların zamana değil, çağdaş demokratik fikirlere sahip inançlı ve kararlı insanlara ihtiyaç duyduğunun belki de en anlamlı örneği.

06 Aralık 2008 Cumartesi

GAZİANTEP'LE GİPUZKOA (EUSKADİ) ARASINDA TİCARİ İŞBİRLİĞİ













Gaziantep ve İspanya'nın Gipuzkoa bölgesi (Euskadi) arasında ticari işbirliğinin geliştirilmesi projesi, Avrupa Birliği'nden hibe almaya hak kazandı. Konuyla ilgili olarak Gaziantep Ticaret Odası'ndan (GTO) yapılan açıklamada, söz konusu projenin, AB Merkezi Finans ve İhale Birimi tarafından başarılı bulunarak hibe almaya hak kazandığı açıklandı. Bu sayede, GTO ve Gipuzkoa Ticaret Odası arasında uzun vadede güçlü bir işbirliği ortamının oluşturulması, her iki bölgede yer alan başta KOBİ'ler olmak üzere çeşitli alanlardaki iş çevreleri arasında ekonomik ve ticari işbirliklerinin tesis edilmesinin amaçlandığı kaydedildi. Bir yıl sürecek projeye Avrupa Birliği'nden 95 bin Euro'luk hibe desteği sağlanacak. Bu çerçevede, her iki bölgede güçlü olarak nitelenen; tekstil, gıda, makine, plastik-kimya, inşaat, elektronik, mobilya, otomotiv yedek parça ve turizm sektörleri ikili iş birliği günlerinde bir araya getirilecek. Bundan, hedef bölgelerde proje kapsamına dâhil olmak isteyen diğer sektörlerdeki işletmeler de faydalanacak.

BASKET MİLLİ TAKIMI İSPANYA'DA



Sportx/Hispanatolia


2009 Yıldız Erkekler Avrupa basketbol Şampiyonası'nda mücadele edecek Türk Milli Takımı, 12. Villa De İscar Turnuvası'na katılmak için İspanya'ya gitti. Turnuvada Türkiye'nin yanı sıra İspanya, İtalya, Hırvatistan, Slovenya, Polonya, Gürcistan ve Castilal Leon takımları yer alacak. Organizasyonda ilk maçını yarın Gürcistan ile oynayacak yıldız milliler, ikinci maçını 6 Aralık Cumartesi günü Castilla Leon, üçüncü maçını da 7 Aralık Pazar günü Hırvatistan ile yapacak. Turnuvada gruplarında ilk sırayı alan takımlar, 8 Aralık Pazartesi günü final mücadelesi verecek. Yıldız Milli Erkek basketbol Takımı kadrosunda şu oyuncular yer alıyor: Mert Demirel, Mehmet Ali Yatağan (Beşiktaş Cola Turka), Burak Can Yıldızlı, Tayfun Erülkü, Buğra Dülçekçi (Efes Pilsen), Buğra Berk Güler, Erbil Eroğlu, Kerem Hotiç, Berkay Candan, Emre Çevik (Fenerbahçe Ülker), Ramazan Tekin, Onur Çalban (Pınar Karşıyaka), Uğur Dokuyan, Kenan Sipahioğlu (TOFAŞ).

JAVIER BARDEM VE PENÉLOPE CRUZ, "BAĞIMSIZ RUH" ADAYI...









Ajanslar/Hispanatolia


Amerika Birleşik Devletleri'nin en prestijli bağımsız sinema ödülleri kabul edilen "Bağımsız Ruh 2009"un adayları açıklandı.Woody Allen'ın 'Vicky Cristina Barcelona'sının iki İspanyol oyuncusu Javier Bardem ve Penélope Cruz da adaylar arasında yer alıyor.Bardem'in "En İyi Erkek Oyuncu" dalında rakipleri Richard Jenkins ('The Visitor'), Sean Penn ('Milk'), Jeremy Renner ('The Hurt Locker') ve Mickey Rourke ('The Wrestler') olacak. Cruz ise "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" olmak için Rosemarie DeWitt ve Debra Winger ('Rachel's Wedding'), Rosie Pérez ('The Take') ve Misty Upham'la ('Frozen River') yarışacak.

02 Aralık 2008 Salı

İSPANYOL BASININDA FENERBAHÇE - BEŞİKTAŞ DERBİSİ




1 Aralık 2008, pazartesi
Ajanslar/Hispanatolia Mehmet Engin ERYİĞİT
http://www.hispanatolia.com/haber_spor.asp?id=710

Fenerbahçe'nin ezeli rakibi Beşiktaş'ı 2-1 mağlup etmesi İspanyol medyasında, "Güiza Fener'e zafer kazandırdı", "Güiza, Fenerbahçe'nin omuzlarını şişirdi", "Güiza Aragones'i rahatlattı" başlıklarıyla yer buldu."Güiza Fenerbahçe'ye zafer kazandırdı" başlığını kullanan As gazetesi, Aragones'in Beşiktaş galibiyeti ile 7 haftadır yenilmeyerek ligde üçüncü sıraya yükseldiğini yazdı.Güiza'nın maçın adamı olduğunu ve attığı muhteşem golle maçın kaderini belirlediğini vurgulayan As, Beşiktaş'ın eline geçen fırsatları değerlendiremediğini kaydetti."Güiza, Fenerbahçe'nin omuzlarını şişirdi" diyen Marca gazetesi, "Güiza parladı ve Fenerbahçe'ye Beşiktaş karşısında galibiyet getiren golü attı" ifadesini kullandı.Güiza'nın Beşiktaş karşısında en iyi oyununu oynadığını, kendine has ışığıyla parlayıp tüm Fenerbahçeli taraftarları ışığa boğarak, muhteşem bir gole imza attığını belirten Marca, Güiza'nın 3 mutlak gol pozisyonunu kaçırdığını kaydetti.El Pais gazetesi, "Güiza, Aragones'i rahatlattı" başlığını tercih ederken, "İspanyol oyuncunun ligin sonlarına doğru karşılaşılan düelloda Beşiktaş karşısında Fenerbahçe'ye getirdiği zafer, Şampiyonlar Ligi'nden elenme sonrası yeniden alevlenen Aragones karşıtı söylemlere karşı ispanyol hoca'yı rahatlattı" ifadelerine yer verdi

ZEYNEP TANBAY GEÇEN HAFTA MADRİD'DEYDİ





28 Kasım 2008, cuma
Taraf/Hispanatolia http://www.hispanatolia.com/haber_kultur.asp?id=259


Türkiye ile İspanya arasında diplomatik ilişkilerin başlamasının 225. yıl dönümünde kültür sanat etkinlikleri kapsamında başkent Madrid’de yapılan gösteriyi, Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ender Arat ve eşi, bazı ülkelerin büyükelçileri ile aralarında ünlü gaydacı Hevia’nın da bulunduğu İspanyol sanat dünyasından önemli isimler ve konuklar izledi.Valle Incla salonunda 10 dansçının sunduğu, yaklaşık bir saat süren gösteri, izleyicilerden uzun süre alkış aldı. Büyükelçi Arat ve eşi, gösteriden sonra kulise giderek Zeynep Tanbay’ı kutladı.Gösterinin koreografisini de yapan Zeynep Tanbay, insanların hayatının büyük bölümünü 4 ayaklı sandalye, bank, divan veya yatak üzerinde geçirmesinden esinlenerek gösteriye 4 Ayak ismini verdi. İki yıldır sahnede olan gösteri boyunca, insan vücudunun günlük ritim ve hareketleri bu 4 ayaklılarla iç içe gibi sanatsal bir dille anlatılıyor. Madrid’den önce Amsterdam’da sunulan gösterinin, gelecek yıl daha fazla yurtdışına açılması hedefleniyor

24 Kasım 2008 Pazartesi

CREMA CATALANA... KATALONYA ATEŞİ... KATALAN USULÜ İSPANYOL MUHALLEBİSİ...


Bugün sizlere Crema Catalana´yı tarihiyle birlikte anlatmak istiyorum...Herne kadar tarih, bu tatlinin geldigi yer konusunda net bilgiler vermesede adini aldigi insanlardan biraz bahsetmek gerekir diye dusunuyorum :


Katalanlar, Kuzey İspanya ve Güney Fransa'nin Akdeniz sahillerinde yasayan bir halktir. Akdeniz boyunca 580 km sahili vardır. Bu ozerk bolgeye Katalonya adi verilir ve başkenti Barselona'dir.
Katalanca: Bölgenin 3 resmi dili vardır. İspanyolca, Katalanca ve Aranese dili.Dilleri Latin kökenlidir ve Fransızca ve İspanyolcaya benzer.


2006 tahminlerine göre bölgenin nüfusu 7,135,000 kişidir ve bu nüfusun yaklaşık % 13'ünü yabancı göçmenler oluşturur.


Crema Catalana nereden geliyor ? :



Akdeniz ulkelerinde 19 Mart, San José gunu bildigimiz adiyla babalar gunu olarak kutlanir.

Cataluña ve pek cok latin ulkelerinde Sant Josep, katalancasi :Sant iusep aslinda hristiyanliktan once ilkbahar bayrami yani bir cesit hidrellez olarak kutlanirken bugun babalar gunune donusmus durumdadir.
Iste eskiden bu ozel gunde Cataluña´da bu tatli yapilir ve yenilirmis ancak simdi Catalañlar ve Ispanyollar bu tatliyi sadece bu gunde degil herzaman yapip yiyorlar.Tarihe gore yuksek bir ihtimalle bu Ispanyol tatlisi olarak bilinen tarifin orijinali Cambridge´ten geliyor ve tarihi 17. yy. kadar gidiyor.Fakat o tarihlerde ve sonrasindada bu kremi butun avrupa pastalarda ve tatlilarda kullaniyordu.


Katalañ´lar ise bu tatlinin kendilerine ait oldugunu ve tarihinin 18.yy. oldugunu soyluyorlar.Onlara gore birgun bir obispo ( bir cesit onemli din adami) bir manastiri ziyaret ediyor. Manastirdaki rahibeler bu obispo icin cok aceleyle bir tatli yapiyorlar ancak kivami biraz sulu oluyor.Onlarda kivami koyultmak icin uzerine sicak seker ekliyorlar ve obispoya boyle ikram ediyorlar. Obispo sicakliktan dolayi “Crema!” (¡quema!, en catalán), diyor bu katalancada sicak anlamina geliyor ve dolayisiyla katalan atesi boylece dogdu diyorlar...

Krem katalan, 19. yy. ise Fransizlar tarafindan yapilmis ve Créme Brûlée yani toz krem adiyla anilmistir.

Krem katalan hangi millet tarafindan bulunmus olursa olsun sonucta ortaya pek cok insanin zevkle yedigi , sicak ve sogugun muhtesem uyumuyla nefis bir tatli cikti... Sizde deneyebilir ve bu guzel tatlidan belkide vazgecemiyebilirsiniz :) Afiyet olsun...










Malzemeler :
2,5 bardak süt
1 tatlı kaşığı limon kabuğu rendesi
1 çubuk tarçın
4 yumurta sarısı
8 çorba kaşığı şeker
1,5 çorba kaşığı mısır nişastası




Yapilisi :
Sütü limon kabuğu rendesi ve tarçın ile birlikte kaynatın. Kaynadıktan sonra 10 dakika kısık ateşte demlendirin. Süzgeçten geçirip limon kabuğu rendesini ve tarçını atın. Bir yumurta teliyle yumurta sarılarını ve şekerin yarısını açık sarı bir karışım elde edene kadar çırpın. Mısır nişastasını ekleyin. Sıcak sütten bir iki kaşığı yumurta karışımına ekleyin, karıştırın. Yumurtalı karışımı çırparak süte yedirin. Orta hararetli ateşte, devamlı karıştırarak, yaklaşık 5-6 dakika pişirin. Karışım hafifçe kalınlaşmalı ve mısır nişastası tadı hissedilmemelidir. Kaynamaya başlar başlamaz ateşten alın. 4 toprak fırın kabına bölüştürün. Oda ısısına gelene kadar soğutun, daha sonra buzdolabına alın. Servis etmeden önce her kabın üzerine 1 çorba kaşığı şeker serpiştirin. Üstten ısıtan fırın ızgarasına yerleştirip şekerin karamelleşmesini bekleyin. Yarım saat içinde, şeker tabakası hala kıtır kıtırken, servis edin.



19 Ekim 2008 Pazar

Madrid...Futbol,Flamenco Fiesta... Metro,Trafik ve Insanlar...


"Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir,

İspanya neş’esiyle bu akşam bu zildedir."


Yahya Kemal

Madrid... Ispanya'nın başkenti.İber Yarımadası'nın ortasinda parıldayan güneşin anavatanı... Flamenko dansından ve müziğinden, boğa güreşlerinden ayri dusunulemeyen sehir Madrid...

Tarihsel olarak İspanya´nin bir çok şehrinden daha yeni oldugunu soyleyebiliriz. 9.yy’da Arap Emiri Muhammed’in döneminde kurulmuş bir şehir..
Manzanares Irmağına bakan kayalık bir çıkıntı üzerinde kurulu Alhazar´ın çevresinde gelişen şehirden 932 tarihli kayıtlarda Arapça "su kanalı" anlamına gelen Macerit adıyla bahsedilir. 1083 yılında şehir Müslümanlar'dan Kastilya Krallığı'na geçti. Alhazar'ın 1466'daki depremde yıkılmasından sonra inşa edilen ortaçağ kraliyet sarayı, şehrin gelişmesine yeni bir hız kazandırdı. 1561'de Kral II. Felipe

İspanya'nın merkezinde olduğu için şehri başkent yapmayı uygun buldu. 1759-1788 arasındaki III. Carlos
döneminde geniş cadde ve meydanların açılmasıyla planlı bir gelişme başladı. Napolyon Savaşları (1800-1815) sırasında Fransız işgali altına giren Madrid, Joseph Bonaparte'in tahta geçmesinden sonra başlayan milli ayaklanmada öncü bir rol oynadı. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında şehre modern bir görünüm kazandıran planlı bir yapılaşma başladı. İspanya iç savaşı (1936-1939) sırasında ağır bombardımanlara maruz kalan Madrid büyük bir yıkıma uğradı. Ancak bundan sonra geniş çaplı bir onarım dönemi başladı. Şehrin gelişmesi zamanla çevredeki banliyöleri de içine aldı. 1960'lardaki değişimlerde tarihi mirasa ağır darbeler indirilmekle beraber, sonraki yıllarda tarihi yapıları koruma tedbirleri alındı.

Anlatılanlara göre Mağribi istilası sırasında Toledo şehrini korumak için bugünki Madrid sarayının olduğu yerde “Mayrit” adı ile bir kale kurulmuş ve ilk yerleşim daha çok rahipler tarafından yapılmış. Daha sonra “Madrilenos” denen daha çok tarım ve ticaret ile uğraşan çalışan sınıf oluşmaya başlamış.13.yy’da Kilise ve Madrilenos arasında av sahalarının kullanımı konusunda bir çatışma çıkmış ve alınan karara göre mal sahibi kilise ama avlanan ürünler Madrilenos’lara ait denmiş.Buradan da Madrid’in sembolu sayılan ve Puerta Del Sol ( Madridlilerin buluştukları bir merkez.) meydanında bulunan ağacı koklayan ayı (kilisenin o zamanki amblemi) çıkmış.


Agaca tirmanan ayi heykeli

Pascual de Mena tarafından yapılmış bu heykel Madrid şehrinin amblemi. İspanya'nın bu noktasıni merkez kabul edersek , şehri iyi tanımak için,buradan çeşitli yönlere açılan anacaddeler üzerinde yürüyüşler yapilabilir.


Kentin bugünkü güzelliğini borçlu olduğu görkemli bulvarları ve meydanları 17, 18 19 yüzyıllardan kalmadır.









Calle de Alcala
alisveris caddelerinden biri...








Cibeles Fiskiyesi&Plaza de Cibeles

Tanrıça Kibele'ye adanmış meydanın ortasında muhteşem bir çeşme yer alıyor.

Madrid’in bu bereketli av toprakları çok ilgi çekmiş.İspanya krallığı evlilikler nedeni ile genelde İspanyollar dışında yönetildiği çok zaman olmuş. 1561’de resmi başkent olduğunda 80,000 nüfusu olan Madrid bugun 3 milyondan fazla kişiye ev sahipliği yapmakta.Hasburglar, Burbonlar gibi değişik hanedanlar tarafından yönetildiklerinden şehrin gelişimi de bu paralelde gerçekleşmiş. Eski şehir denen kısım Burbon bölümüne genişlemiş sonra daha yeni ve lüks bölümler eklenmiş. Kendi iç savaşları dışından ciddi bir savaş görmediği için şehirde korunarak bugüne ulaşmış eserler çok. Madrid’in tarih boyunca önemli özelliği bir kültür başkenti olması. Madrid,tarih boyunca Velazques, Goya
Francisco José de Goya y Lucientes 1746 -1828
İspanyol bir ressam ve matbaacıydı. Goya, portre tasarımları ile ünlüydü, ve yaptığı tasarımlarla bir çok yeniliklere sanat dünyasını yönlendirdi. Modern sanatın ilk adımı olarak görülmektedir. Gelecek kuşaklarda başlıca ClaudeMonet ve Pablo Picasso Goya'nın stilini benimsemiştir.
Goya'nın eserlerinin büyük bir bölümü Madrid'de Museo del Prado'da sergilenmektedir.

Ayrica meşhur Cervantes’e ev sahipliği yapmıştir. Miguel de Cervantes Saavedra, İspanyol romancı, şair ve oyun yazarı.1547-1616
7 Ekim 1571'de Osmanlı donanmasıyla Lepanto (İnebahtı) Körfezinde yapılan İnebahtı Deniz Savaşı'na katılan Marquesa adlı kadırgada bulunan Cervantes kahramanca çarpıştı; iki kez göğsünden yaralandı, bir top güllesiyle sol elini kaybetti. Daha sonra Osmanlılar tarafından tutsak edilen Cervantes, 1575-1580 yılları arasında Cezayir´de esir olarak yaşamıştır. Ancak orada da dolandırıcılıkla itham edilip hapse atılmıştır. Burada yazmaya daha sıkı sarılmıştır. Yaşamının sonlarına doğru ünlü eseri Don Quijote (Don Kişot)'u hapishanede kaleme almıştır ve bu eseri sayesinde tüm dünyada tanınmıştır. Eserde yazarın kendi hayatıyla alay ettiği ve kahramanla aralarında çokça benzerlikler olduğu görülür. Don Kişot dünyanın en çok okunan eserlerinden biridir ve 38 dile çevrilmiştir.

Ayrica Madrid, bugun büyüklüğüne göre en çok sanat müzesi barındıran şehirlerden biri durumunda.


Museo Reina Sofía museoreinasofia.mcu.es
Museo del Prado museoprado.mcu.es
Museo Nacional de Ciencias Naturales http://www.mncn.csic.es/
Thyssen Bornemisza http://www.museothyssen.org/
Museo Postal y Telegráfico http://www.correos.es/
Museo Nacional de Ciencia y Tecnología mnct.mcyt.es
Museo de América museodeamerica.mcu.es
Museo de Calcografía Nacional http://www.calcografianacional.com/
Daha fazlasi icin asagidaki linkten bilgi alabilirsiniz...


Turistler icin şehirde gezmenin en iyi yolunun metroya binmek yada yürümek oldugunu soyleyebiliriz.Trafik ozellikle turistlerin oldugu yerlerde oldukca yogun.
Plaza Mayor
Plaza Mayor: XVII. yüzyılda yapılan ve kemerlerin çevrelediği tarihi meydan. Bugün de orijinal dokusunu aynen koruyor. III. Felipe'nin iktidarında 1619'da tamamlandı. Habsburg hanedanı 1700’e dek Madrid’in tarihine damgasını vurdu ve kentin en eski bölümü San Francisco el Grande, Sol, Plaza Mayor ve Palacio Real tarafından çevrelenen alan, şimdi Habsburg’ların adına atfen ‘Los Austrias’ olarak anılıyor. Gerçekte Plaza Mayor Habsburg’ların gerçekten hak iddia edebileceği az sayıda yerden biri. 1990’larda eklenen parlak duvarlarıyla şık kemerli meydan, emperyal Madrid’in en büyük festival ve törenlerinin; karnaval ve boğa güreşlerinin gerçekleştiği yerdi.Simdilerde, pazarları madeni para ve pul koleksiyoncuları pazarlarına ve fiesta zamanı canlı dans gruplarına ev sahipliği yapıyor. Burada turistler geleneksel dükkanlar etrafında dolaşıp karşı konulmaz kaldırım kafelerinde bir kahve içmeye geliyor. III. Felipe'nin atlı heykeli meydanın ortasında.













Puerta de sol meydanı,


Madrid'in kuzeyindeki bu cadde tarihsel goruntusuyle sehrin en popular alış-veriş merkezidir.
Gran Via caddesi,


Kraliyet Sarayı ...

Buralar alışveriş, yemek, eğlence ve kalabalığa karışmak için en turistik bölgeler.Hemen arkasindan Burbon bolumu basliyor.Burada muhteşem Prado müzesi, Dünya'nın en önemli müzelerinden biri olan, 19 Kasım 1819'da Jean de Villanueva'nın yapmış olduğu yapıda hizmete giren Prado Müzesi, krallık koleksiyonlarının biraraya getirilmesiyle oluşturulmuştur.
İspanyol ressamlarının (El Greco, Velazquez, Goya, vb.) ve Hollanda ressamlarının (Bosch, Rubens, vb.) pek çoğunun yapıtlarının yanı sıra, birçok heykel, çizim vb. sanat yapıtı içermektedir.
Museo Nacional del Prado

Thyssen-Bornemisza müzesi,Cibeles meydanı







çok muhteşem bir park olan El Retiro parkı,

Merkez Bankası binası, Borsa binası,










Puerta de Alcala isimli törensel geçiş kapısı,

Madrid’in en lüks oteli olan Ritz bulunmakta.Şehrin daha yukarı kısmında ise Castellana bulvarı,
Colon Meydanı,
Galdiano müzesi, lüks alışveri caddesi Serrano’nun bulunduğu geniş caddelerden oluşan , 19. yüzyılda gelişmiş daha modern bir bölüm bulunmakta.

Metro ile gezmeye devam ettiginizde Sömürgecilik döneminden kalan eserlerin sergilendiği America Müzesi, mini-Manhattan diye tanımlanacak Azca bölümü,
105,000 kişilik devasa Bernabeu stadı,

Estadio Santiago Bernabeu : İspanya'nın Madrid şehrinde 1947 yılında yapılan stadyum. Bu stadyumun ev sahibi takımı Real Madrid'dir.
İnşaat çalışmaları 27 Ekim 1944´de başlar. Aralık 1947'de törenle açıldığında ilk isim olarak Estadio Chamartín seçilmiştir. 4 Ocak 1955'de ise Real Madrid, stadın adını bugünkü ismi olan Estadio Santiago Bernabéu olarak değiştirir.
Stad kapasitesi değişkenlik göstermektedir. 1953'de 120.000'e ulaşmıştır. Stadın yenilenme çalışmaları esnasında kapasitesi azaltılmıştır. Bunun nedeni UEFA standartlarındaki stadların tamamen koltuklu olmasıdır. Bugünkü kapasitesi 80.000'in biraz üzerindedir.
Stad yapıldığından beri, Real Madrid maçlarının yanısıra, çok önemli uluslararası turnuvalara ve final maçlarına ev sahipliği yapmıştır. Metro bağlantısı mevcut olan stad Madrid´in iş ve ticaret bölgelerinden birinde bulunmaktadır.
Ayrıca bu stat 2010 UEFA Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapacaktır.


Diger stadyumlar ise:Vicente Calderon(Atletico Madrid-1966)3. Nuevo Vallecas(Rayo Vallecano-1977)











ve Ispanya´nin en büyük ve muhteşem arenası Plaza de Toros Las Ventas,
Dünyanın en önemli boğa güreşi arenası olan Plaza de Toros de Las Ventas’ta Mart’tan Ekim’e kadar her Pazar corrida’lar (boğa güreşleri) yapılır. Mayıs ayında, Fiestas San Isidro sırasında ise her gün boğa güreşi yapılır. 15’er dakikalık altı faena’dan oluşan üç bölümlük gösteriler ya boğanın ya da ki buna daha az rastlanır, matadorun ölümüyle son bulur.

Ayrica icerisinde bir hayvanat bahçesininde bulunduğu Casa de campo, Aswan barajı yapımı sırasında gösterdikleri yararlılıkdan dolayı İspanyollara verilmiş Mısır tapınağı Debod´u gorebilirsiniz. Madrid’de yaşam sadece sanat ve tarihi eser değil tabiiki. Endülüs’te daha da farklı olmakla birlikte Madrid’de de çok enteresan bir yaşam var. Sene boyunca devam eden festivaller, konserler ve flamenko gösterileri dışında özellikle yaşam stili ve yemek kültürü çok dikkat çekici.


Madrid’de de Ispanya´nin genellikle tamaminda yenilen 2 tip kahvaltıyi gormek mumkun;

biri sabah evde kahve ve yanında bir ekmek yada kurabiyeyle yapılan diğeri ise saat 11 civarı bir bar veya cafe’de kahve veya bira eşliğinde


Churros (bir cesit tatli)

Tortilla (omlet), Bocadillo (sandöviç) yenerek yapılan. Yemek saat 13.00-16.30 arası geniş bir zaman diliminde yenmekte.Bu bölümde ilk önce bir barda alınan tapas (meze) ve şarap sonrası ana yemek için bir lokantaya gidilmekte. Akşamüstü ise özellikle uzun alışveriler sırasında sıkça kahve ve çay molası verilmekte. Eve dönmeden önce gene bir tapas ve içki seansı var. Daha sonra 21.00-24.00 arası değişen saatlerde başlayan yemek sözkonusu. İspanyollar kesinlikle dışarıda yemeğe çok düşkün onun için günün bir çok saatinde barlar, cafeler, lokantalar dolu.Madrid’de neler yemeli; Valencia’nın yemeği olan ve bir çok çeşidi bulunan

Paella,

karışık kızarmış deniz ürünleri tabağı Fitura de Pescado, sarımsak çorbası Sopa de Ajo, ekmek, sarımsak, biber, domates ve salatalıktan yapılan Gazpacho çorbası, Boğa kuyruğundan yapılan Rabo de Toro,

çok değişik bir köfte olan Albondigas
,
farkli çeşitleri ile Tortilla, Kalamar, Serrano jambonu,
Mancehogo peyniri,

Zeytin, Közlenmiş biber salatası Ensalada de Pimientos Rojos. Bu güzel yemeklerin yanından Rioja Kırmızı veya Penedes beyaz şarapları, lokal biralar, nefis tatlı şaraplar (Fino sherry),
Sangria

ve özellikle kahve sevenler için mutlaka sütlü kahve ( Cafe con leche)Madrid´de meyhane kültürü gelişmiş oldugundan 80’den fazla antik meyhane taberna adı ile halen faaliyette...Alışveriş sevenler için zeytinyağı, tekstil, özellikle deri çanta, peynir, yelpaze, seramikler ön planda. El Corte Ingles her yerde yaygın ve genelde oldukça çok çeşit sunuyor. Zara, Mango, Berskha ve diğerleri...Özellikle tax free alışveriş ile çok iyi fırsatlar yakalanıyor. Şehrin hemen yakınında Laz Rozas Village enteresan bir outlet.

İKLİM:İklim olarak tipik bir karasal iklim yaşanmaktadır.Bunun nedeni ise Madrid şehrinin denizle bir bağlantısının olamaması ve yüksek bir rakıma sahip olmamasıdır.Akdeniz ikliminden uzak bir görüntü sergiler ancak yazları oldukça sıcak ve kavurucudur, sıcaklık bazen 38°C'ye kadar ulaşır. Yıllık ortalama sıcaklık 5-24°C arasında değişir.

EKONOMI : Madrid'de ekonomi agirlikli olarak bankacılık ve sigortacılığa dayanir, ulaşım ağı merkezidir ve turizmden kaynaklanan gelirler de önemli oranlardadir. İkinci Dünya Savaşından sonra sanayi gelişmiş, imalat sektörünün de ağırlığı artmıştır. Başlıca sanayi mamulleri arasında, demiryolu gereçleri ve traktör yapımı, dönüştürme metalurjisi, elektrikli gereçler yapımı, besin sanayii, tekstil, kimya, plastik maddeleri işleme, optik eşya, otomobil ve kamyon motoru yer alır.
ULAŞIM:Madrid’de ulaşımınızı otobüs, tren, metro gibi size sunulan seçeneklerle sağlayabilirsiniz.Çok geniş bir metro hattına sahip olan kentte olaşım, çok daha kolay bir hal almaktadır.Metro nun kuruluşu 17 Ekim 1919’a dayanmaktadır(3.5 km.).Şu anda ise bu hattın uzunluğu yaklaşık 76.6 kilometredir.Ulaşımda ayrı bir seçenek olan trenlerin kullanılması da mümkündür.Tren seferleri de çok yaygın olarak düzenlenmiştir.Servisler sabah 06:00 da başlayıp yine sabahın erken saatleri olan 02:00 a kadar sürmektedir.Eğer otobüsten faydalanmak isterseniz 24 saat sefer yapan otobüsler de son derece rahat ve konforludur

KONAKLAMA:Madrid’de oteller, moteller, hosteller, apartlar size son derece konforlu ve aynı zamanda güvenli konaklama imkanları sunar.Bu kentte super De Luxe olarak 9 adet otel bulunmaktadır.Başkentte konaklama fiyatlarının ucuz olduğu söylenemez.Buranın bir turizm bölgesi olduğu düşünüldüğünde fiyatların da aynı oranda yükseldiğini görmek mümkündür.Ortalama bir 5 yıldızlı otelde kişibaşı bir gece konaklamanın maliyeti (HB) yaklaşık 120 dolar civarındadır.Madrid’de daha ekonomik konaklamanın en iyi yöntemlerinden birisi moteller ya da pansiyonlardan yararlanmaktır.
EĞLENCE:Madrid aynı zamanda tam bir eğlence şehri görüntüsü de sergilemektedir.Metropol olmasının vermiş olduğu birtakım olanaklarida gormek mumkun: yüzlerce kafe, disko, bar, restoran ve gece kulüpleri insanı adeta bu büyüleyerek içerisine çekmektedir.Sabah saat 04:00’de trafiğe sıkışıp kalırsanız şaşırmanıza hiç gerek yok.Bu koca metropol yıllardır bu tip manzaralara alışkındır.Birçok Avrupa’lı Madrid’in eğlencenin de başkenti olduğunu öne sürmektedir.Kışı yağan kar,insanları bu güzel manzarayı izlemeye davet etmek üzere bulunan Café Gijon’a sürüklemektedir.Bu mekan kış mevsiminin en gözde mekanlarından birisidir.Yazın ise durum daha farklı bir hal alır.Yazin gözde mekanları ise Teras Barlardır.Bu mekanlar çok revaçta olup, Paseo de la Castellana’dır.

BOĞA GÜREŞLERİ:Kuşkusuz İspanya ve Madrid denilince akla gelen en önemli aktivitelerden biri de Boğa Güreşleri’dir.Boğa Güreşleri en önemli ve en büyük arena olan Las Ventas Bullring’de düzenlenir.Bu sporun tarihi yüzyıllar öncesine dayanır.Sezon Mart ayında açılır ve Ekim ayının sonuna kadar sürer.Boğa Güreşleri saat 19:00 da başlar.Biletler 2 gün öncesinden satışa sunulur ve fiyatları asagi yukari 6-7 euro ile 100 euro (ve daha fazla) arasında değişir.Ancak Boğa güreşleri Avrupa’da olduğu gibi İspanya’da da tartışma konusudur.Bu güreşlerin varlığı halkı ikiye bölmüştür.Birçok İspanyol bu geleneksel sporu gerek insan gerekse hayvan haklarına karşı yapılan bir saygısızlık ve haksızlık olarak değerlendirmektedir.


ÜNİVERSİTELER:

Devlet Üniversiteleri:Alcalá, Autónoma, Carlos III, Complutense, Politécnica y Rey Juan CarlosÖzel Üniversiteler:Alfonso X el Sabio, Antonio de Nebrija, Camilo José Cela, Europea de Madrid, Francisco de Vitoria, Pontificia Comillas de Madrid, Pontificia de Salamanca en Madrid y San Pablo-CEU

FESTİVALLER:Madrid’de festivaller ikiye ayrılır:Dini ve Milli.Bazı festival isimleri:Pos de MagoSan İsidroLa PalomaLa Almudcena.
Madrid ... Sadece denizin eksik, belki masal caginda oda vardi...ve boylece bavulunuzda hatirasiz gezmeniz gereken bir yer....Butun bu renkleriyle, gorulmeye deger bir sehir ....

24 Eylül 2008 Çarşamba

Hispanatolia- Türkler ve İspanyollar için- Facebooktayiz...






Türk-İspanyol ilişkilerini gerçekleştirmek için yola çıkmış olan bir haber portalı

Portal Informativo Turco-Español www.hispanatolia.com



Hispanatolia’nın temel hedefi olan Türk ve İspanyol kamuoylarını birbirine yakınlaştırmak suretiyle, iki ülke arasında mevcut mükemmel ilişkilere hem katkıda bulunmak, hem de sağlam bir toplumsal temel oluşturmak amacıyla bu yeni grubu oluşturduk. Bu grup, Hispanatolia ailesinin mensupları olan sizlerin, dilerseniz;İspanya ve Türkiye ile ilgili her türlü anınızı varsa resimlerinizi veya siyasal, kültürel veya ekonomik bir konudaki bilgilerinizi veya görüşlerinizi paylaşabilmenizi sağlamaya yöneliktir.Dolayısıyla bu bölümü yaşatacak olan sizlersiniz. Yazı veya resimlerinizi bekliyoruz. Ama yukarıda değindik; bu grubun gerçek sahibi siz olduğunuz için, grubun tasarımında da sizden gelecek öneriler bize ışık tutacak...


İlginize teşekkürler...


GELENEKSEL İSPANYOL TATLISI: LECHE FRİTA





.... Selda ÖZÇER´in kaleminden...


Tam Türkçe karşılığını "kızarmış süt" olarak verebileceğimiz bu tatlıya, eğer bir benzetme

yapmak istersek, İspanyol usulü kazandibi diyebiliriz. Bu benzetmeden de tahmin edebileceğiniz gibi, "leche frita" yoğun kıvamda pişirilmiş bir tür muhallebidir. Ancak daha sonra yağda kızartıldığından, sunum aşamasında farklılaşmaktadır. "Leche Frita"nın kökeni tam olarak bilinmemektedir. Birçok bölge bu geleneksel ve çok sevilen tatlının özgün tarifinin kendilerininki olduğunu iddia etmektedir. Hal böyle olunca; bölgeler itibariyle içine konulan malzemeler de değişebilmektedir. Bununla birlikte, San Sebastian kentinin bu tatlının orijini olması büyük olasılıktır. Pamplona ise, limonlu "leche frita" tarifiyle ünlüdür. Ancak Leche Frita, aslında tüm Castilla-Leon bölgesinin ve özellikle Salamanca’nın da en geleneksel tatlılarından biridir. Bu tatlının en önemli özelliği, bir ev tatlısı olması ve genellikle evlerde yapılmasıdır. Nitekim bazı pastanelerin ve restoranların mönülerinin de "ev tatlıları" kategorisinde yer aldığı görülür. Yapılışı bölgeden bölgeye değişiklikler gösterebilmektedir. Hatta aynı bölge içinde dahi yıllar boyunca nesilden nesile aktarılmış olmasından kaynaklanan farklılıklar olabilmektedir. Sunum şekli de farklılık göstermekle birlikte, genellikle 1- 2 cm kalınlığında, 3- 5 cm. büyüklüğünde, kare veya dikdörtgen şekillerde kesilir. Una ve yumurtaya bulanarak kızartıldığı için rengi altın sarısı, içi yoğun krema kıvamındadır ve toz tarçınla karıştırılmış toz şeker veya pudra şekeri serpilerek sunulur. Bununla birlikte, günümüz modern mutfağına, yanında naneli veya limon yada portakal aromalı dondurmalarla, portakal şekerlemeleri veya portakal sosları ve ince yaprak bitter çikolatalarla birlikte servis yapan şeflerle yeniden girmiştir. Bu lezzetli tatlının kalorisi, 100 gr. için yaklaşık 200 k/cal olup, bir tatlı olarak oldukça düşüktür. En yaygın olarak yapılmakta olan bir Leche Frita tarifini aşağıda veriyoruz.


LECHE FRİTA için gereken malzeme:


Yarım litre süt 7 çorba kaşığı un ve 2 çorba kaşığı mısır nişastası karışımı 2 yumurta sarısı (isteğe bağlı) 4 çorba kaşığı toz şeker Yarım limon kabuğu 1 tarçın çubuğu 2 yumurta Yaklaşık çeyrek litre zeytinyağı Toz tarçın ve pudra şekeri


Hazırlanması:

1. 7 çorba kaşığı un ve 2 çorba kaşığı mısır nişastasını karıştırdıktan sonra, bu karışımdan 6 kaşık süte eklenir ve iyice erimesi sağlanır. Daha sonra toz şeker, tarçın çubuğu ve limon kabuğu da eklenerek tencere ateşe konulur ve topaklanmaması için hiç durmadan karıştırarak kaynatılır.

2. Kaynadıktan sonra muhallebi kıvamına gelinceye kadar kısık ateşte 3-5 dakika kadar karıştırmaya devam ederek pişirilir.

3. Ateşten alındıktan sonra, ılınıncaya kadar karıştırılmaya devam edilir ve içindeki limon kabuğu ve tarçın çubuğu çıkartılır (İsteğe bağlı olarak 2 yumurta sarısı ilave edilerek iyice karıştırılır) ve 1,5 – 2 cm. yi geçmeyecek kalınlıkta olacak şekilde bir tepsiye dökülür ve en az 2 saat dinlenmeye bırakılır.

4. İyice soğuduktan sonra tepsiye dökülmüş olan muhallebi artık sertleşmiş olacağından, keskin bir bıçakla 3-5 cm. büyüklüğünde ve arzuya göre kare dikdörtgen veya baklava dilimi seklilerinde kesilir.

5. Kesilen küçük parçalar, önce ilk başta hazırlamış olduğumuz un ve mısır nişastası karışımından kalan 3 kaşık un karışımına, daha sonra iyice çırpılmış olan yumurtaya bulanarak iyice kızdırılmış bol zeytinyağında, her iki tarafı da altın renginde kızartılır.

6. Leche Frita sıcak veya soğuk olarak servis yapılabilir. Sıcak servis tercih edilirse, leche frita hazırlandıktan sonra bir süre sıcak fırında tutulabilir ancak üzerinin fazla yumuşamaması bir parça kıtır olması gerekir. Her iki durumda da servis yapılırken üzerine pudra şekeri ve tarçın serpilir.


Daha spesiyal bir sunum için kaliteli bir likör veya konyakla flambe yapabilirsiniz.


Afiyet olsun!


Tesekkurler Selda ÖZÇER

16 Haziran 2008 Pazartesi

Ispanya´dan Ömer Faruk Tekbilek gecti...


“Hiçbirimiz birbirimizden farklı değiliz. Bütün kültürler birbiriyle benzerdir. Müzik bizim ortak lisanımız, ortak muhabbetimizdir. Müzik ve dans sayesinde de hepimiz kardeşçe biraraya gelebiliriz. Bu hiç zor değil” Ömer Faruk TEKBİLEK


Nereden baslanilir ki onu anlatmaya... Sanirim cumleler cok anlamli ve kelimelerde yeterli gelmeyecektir bu ustanin karsisinda.Sadece bir usta olsa anlatirsiniz ama dinlemeden onu ve muzigindeki ruhu hissetmeden ne soylerseniz soyleyin kar etmeyecektir.O tarifi imkansiz sanatini icra ederken mutevaziligini ve guzel yureginide konusturuyor. O aslinda bence sadece yuregini konusturuyor enstrumanlarla...Nasil bir duyguyla insanlari kucakladigini gormeniz yetmez o sahnedeyken... onunla birlikte soylemeli ve muzigindeki sessiz haykirisi duymalisiniz kalbinizdeki en tatli tebessumle... sizde sahnedeymiscesine...dua edercesine... “Benim için müzik sonsuzdur. Sufizm ve müzik birbirine sarılmış ve iç içedir. Çalmak dua etmek gibidir”











Ömer Faruk´la,ressam Şükrü Karakuş´un Tolosa´da duzenledigi Turk yemeginde tanistik.
Muzigi kadar sohbetide doyumsuzdu...mutevaziligi ve insan sevgisini sanati kadar butun hayatina, sohbetlerine kadar yansitabilen ve bunu basarabilen nadir insanlar vardirya onlardan birisiydi iste Ömer Faruk...
Ömer Faruk,daha sonraki gunlerde Gijon´da bir konser verecek ve bizde birkez daha o guzel insanlarla bulusmus olacaktik.

Insanlar diyorum cunku onun dunya tatlisi birde esi var Suzan Tekbilek...gulumsemek bir insana bu kadarmi yakisir, zaten Omer Faruk´ta -ben onun gulumsemesine carpildim demis bir roportajinda...


Sevginizin ve o sevginin yuzunuzdeki yansimasi gulumsemenizin sonsuza kadar sizinle olmasini diliyorum guzel insanlar...

Gijon´daki konserde kamera kullanmak yasak oldugundan fotograf makinesi almadim yanima, sadece konser disinda cep telefonuyla goruntuleyebildigim birkac fotografida sizlerle paylasmak istiyorum.



Henuz konser baslamamis ve insanlar gunler onceden almis olduklari biletlerle Teatro Jovellanos´u full doldurmus durumdalar.

Salondaki o muhtesem havayi solumaniz ve insanlarin konser sirasindaki alkislarini dinlemeniz, o buyuk ustanin insanlarla nasil sevgiyle kucaklastigini anlamaniza yetecektir saniyorum.









Konserin hemen ardindan hayranlariyla bulusan ve albumlerini imzalayan Omer Faruk kalabalikta cok zor seciliyordu ve bence buna imza yada bulusma yerine izdiham demek daha dogru olacakti:) Sevgili esi Suzan hanimda yuzunden eksik etmedigi gulumsemesiyle esinin hemen yanindaydi ve mutlulugu gozlerinden okunabiliyordu.

ve sevgili ogullari Murat Tekbilek kalabaliklar icerisinde gururla babasini seyrederken...Sahnede darbukasiyla babasina eslik ederken, insana bir darbuka bu kadarmi guzel calinir dedirtecek kadar yetenekli bir sanatci.


Ömer Faruk Tekbilek, sanat ve inanci birlikte olaganustu icra eden, müzigi, dinleyenin maneviyatini yukselten ruhunuzda adeta cicekler actiran, huzur bulduran yaraları saran, cinsten.Dışarıda Türkiye’den daha fazla tanınan ve alanında dünyanın en çok aranılan müzisyenlerinden birisi.Tekbilek 55 yaşında sufi bir müzisyen.“Cenab-ı Hakkın bizi nefes olarak nurlandırdığı yeri felsefi olarak buldum ben diyor. Neşe ve sükûnet var orada. Sonsuz bir sükûnet.” O, hayat ona ne getirdiyse kabullendi.Zorlukların sırtını yere getirmesine izin vermedi Tekbilek. Olduğu şekilde kalmayı, sabretmeyi becerdi. Şimdiyse bir müzisyenin isteyebileceği birçok şeyi elde etmiş durumda. Amerika’nın doğusunda, Rochester’da oturan Tekbilek, gelen konser davetlerinin yogunlugundan dolayi evinde fazla zaman geciremiyor.




Dusundumde onu sadece benim anlatmam yeterli olmayacakti.Pekcok insan onu herzaman anlatmisti ve anlatacakti.. Iste onlardan biri : *


SANATA MÜZİK ALETLERİ DÜKKANINDA BAŞLADI

Ömer Faruk Tekbilek müzik yaşamına 1963 yılında, henüz ortaokuldayken bir akrabasının müzik aletleri dükkanında çırak olarak başladı. Dükkan Tekbilek’in doğduğu yerde, Adana’daydı. Her gün okul çıkışında oraya gider, dükkanın sahibi Aydın Cangürgel’den nota dersi alırdı. Adana’da imam hatip okulunda okuyan Tekbilek alışılagelmiş bir çizgi izleseydi, hocalık yapacak, namaz kıldırıp, cenaze yıkayacak; en iyisinden ilahiler okuyacaktı kandil gecelerinde. Ama o 16 yaşındayken, eğitimini yarıda kesip müzik yapmak için İstanbul’a gelmeyi tercih etti.İlk zorlu kararı da, 18 yaşında İstanbul’da buldu Tekbilek’i. Türkiye’nin bir köşesinden diğer bir köşesine yaptığı göç, genç yeteneğin hayat felsefesini de kökünden sarsmış, manevi buhranlara sürüklemişti onu. İçine düştüğü bunalım ona iki vazgeçilmezinden birisini seçmesini buyuruyordu: Bir tarafta inançları vardı, diğer tarafta uğruna doğup büyüdüğü şehri terkettiği mesleği.“Dinî bir ortamdan farklı bir hayata geldim. Gecelere, kadın matinelerine gidiyorduk. Biz kadınlara değil onlar bize teklif ediyordu klüplere, plaja gitmeyi. Bense daha o zamanlar 16 yaşındaydım.” diye anlatıyor Tekbilek yaşadığı imtihanı.

KALBİNİN SESİNİ DİNLEDİ

Sonunda, içine düştüğü bunalımdan kurtulmak için, “sefahat devri” diye adlandırdığı yaşam tarzını, müzikle birlikte bir kenara itti Tekbilek. Arapça öğrenip Kur’an okuyarak, düştüğü buhrandan çıkmaya çalışırken, çalgıyla meşguliyeti de bıraktı. Hayatını allak bullak eden bu fırtınadan kaçmak için ekmek teknesini terk etmişti.Oysa İstanbul’a geldiğinde Orhan Gencebay gibi sanatçılarla çalışmaya başlamıştı. Meslektaşları gelecek vadeden bir kariyeri tehlikeye attığı için Tekbilek’in aklını kaçırdığını düşünüyordu. Sadece Gencebay’ın o zamanlar diğerlerinden farklı bir öğüt verdiğini söylüyor Tekbilek. “Oğlum aynı şeyleri ben de yaşadım. Sen kalbinin sesini dinle. Yine buraya döneceksin, ama sen kalbinin sesini dinle!” demişti Orhan abisi.Onu sahnede takip eden ışıkların ruhunu karanlığa götürdüğünü düşünmeye başlamıştı. Üç ay ne bağlamasına dokundu ne kavalına ne de uduna. Sonra bir gün, yanında kaldığı abisinin evinde, odasında otururken, duvarda asılı ud gözüne ilişiverdi. Efendisi olduğu enstrümanı çalma arzusu içini doldurmuştu. Udu duvarda asılı olduğu yerden indirdi, tellerine dokundu. “Bunda günah olacak ne var?” diye düşündü sonra.“Ameller niyetlere göredir.” hadis-i şerifinin, onu yaptığının günah olmadığına ikna eden şeylerden biri olduğunu söylüyor Tekbilek. Onun amacı sanatını icra etmekti. Böylelikle kendisini bekleyen engelleri aşmak, zor kararlar vermek üzere, uduyla birlikte hayatının dümenini de eline aldı bir kez daha.Rochester’e 1971 yılında, Amerika’nın doğu yakasında bir dizi konser vermek için geldi Türk müzisyen. Kaderde, aynı şehirde bir konfeksiyon fabrikasında ütücü olarak çalışmak, sabah akşam kart basmak da vardı. Konserden sonraki beşinci senesinde Tekbilek Amerika’nın en büyük giyim fabrikası Hickey Freeman’da çalışmaya başlamıştı.

İNSAN DİBİNİ BULAMAZ, SADECE DEŞER DURUR


Amerika turnesinde iken, gelecekte eşi olacak insanla, Suzan’la tanıştı. Turnenin bir ayağında darbuka çalacak 12 yaşında bir çocuk bulmuşlardı ve onun ablasıydı Suzan Hanım. Rocherster’deki konserden önce birkaç saat görüşebilmişlerdi ama o kadarı bile “Ben onun gülümsemesine çarpıldım.” demesine yeterliydi Tekbilek’in. Gün boyunca çektikleri fotoğrafları gönderme vesilesiyle adresini veren Omar Faruk, Suzan Hanım’la, takip eden yıllarda Türkiye’den mektuplaştı.“İnsan dibini bulamaz, deşiyorduk işte biz de mektuplarda” diyor Tekbilek, askerdeyken gelip giden mektupları hatırlayınca. Askerlik dönüşü evlenen ikili, Tekbilek’in vizesini almasıyla Amerika’da buluştu. Aradaki okyanusu aşarken aklında müziği bırakmak yoktu sanatçının. “Boston’daki müzik okulu Berklee’de caz çalışırım diye düşünmüştüm. Ama buraya gelince arada dokuz saatlik mesafe var dediler. Ooo, olmadı dedim, o kadarını çekemezdim.” diye anımsıyor o günleri Tekbilek. Kafasında sürekli müzik vardır, ama hayat şartları çalışmasını gerektirince Hickey Freeman’da işe başlar. Orada geçirdiği yılları hatırladığında şunları söylüyor: “Bir müzisyenin İstanbul’dan gelip de tam 17 sene başka bir işte çalışması kolay değil. Çektiğimi düşünebiliyor musunuz?”Daha sonraları Rochester’de kayınbiraderinin de üyesi olduğu bir müzik grubu kurup, oryantal çalmaya başladı, ama bu küçük şehir ona ve hayallerine dar gelmişti. New York’a yerleşmek, kariyerine orada devam etmek isteyince de, o büyük şehrin düzenlerini bozacağını düşünen eşi Suzan Hanım karşı çıktı buna. “Faruk iyi bir aile babası. Tehlikeyi o da gördü.” diyor Suzan Hanım, problemin üstesinden nasıl geldikleri sorulunca.Nicedir mesleğiyle gönlünce uğraşamayan Tekbilek, kendini karar vermesi güç bir yol ayrımında buldu. Ya eşine rağmen New York’a gidecek ve ona kucak açacak bir klüpte çalışmaya başlayacaktı ya da müzik yaşamına akşamları işten geldikten sonra evde, odasında devam edecekti.“Müzik ne benim için?” diye sordu kendisine. Cevabı, “Benim için kime, nerede çaldığım önemli değil. Benim için önemli olan evde yaptığım çalışmalar ve benim kendimi öğrenmem. Çünkü biz aslında enstrümanı değil, kendimizi öğreniyoruz. Zihnin ve vücudun uyumunu alıp, bir enstrümana uyguluyoruz.” oldu.Zorlu kararlarında rehberi olan “içindeki efendi” ona New York hayallerini bir kenara bırakmasını söylemişti. Teslimiyetten değil, sabretmeyi bildiğinden kaderine boyun eğdi Tekbilek. Yeni işinde de sabır, huzura giden yol oldu.

FAZIL’IN YERİ’NDE HUZURU BULDU

“Bir sabah o büyük buharlı makinayı bir açtım, baktım vaaauuuuuğğ diye bir ses!” diye anlatıyor Tekbilek, makineden çıkan sesi taklit ederek. Her sabah yaptığından farklı birşey yapmamıştı, ama makineden çıkan ses onun icin yeniydi. Sürekli duyup da umursamadığı sesi, ilk defa o sabah bir soksafonunkine benzetti. Ardından, diğer makinelerden gelen seslerin de farklı enstrümanları andırdığının farkına vardı. Yahut ona öyle geliyordu: “Allah dedim. İşte orkestra benim çevremde.”Tekbilek o orkestrayla ıslık çaldı, onunla şarkı söyledi, günlerini onunla doldurdu. Hafta içinde, akşamları eve dönüp kısa bir uykudan sonra odasına kapanıp kendi kendine çalışıyordu enstrümanlarıyla. Onun ne çaldığını Bayan Tekbilek kalorifer borularına kulaklarını dayayıp dinlerdi, sanatçı kapısını kapadığında.Hafta sonlarındaysa Tekbilek eşini yanına alıp New York’a giderdi, iki gün de olsa oradaki klüplerde çalabilmek için. Bütün hafta kirlenen, ağırlaşan vücudunu hamamda yıkayıp temizlemek gibi geliyordu ona iki günlük New York seyahatleri. En çok gittiği yer, Manhattan’ın göbeğinde, pavyonların, sinemaların ve tiyatro salonlarının bulunduğu Times Meydanı’ndaki Fazıl’ın Yeri oldu. Bir asırdan daha uzun bir tarihi vardı Fazıl’ın Yeri’nin. Ünlü Broadway tiyatrolarının oyuncularının provalarını yapabilmek için tercih ettikleri bir mekandı burası. Tiyatro ve müzikal sanatçıları klübün üst katında toplanırlardı. New York’a yeni gelen şarkıcı ve çalgıcılarsa alt katta sahne almak için akın ederdi Fazıl’ın Yeri’ne. 70’li yıllardan beri mekanın müdavimi, şimdilerde bir Birleşmiş Milletler emeklisi diplomat klübün o zamanlar “New York’un her köşesinden gelen sanatçıların parasız da olsa çalmak, dans etmek ya da şarkı söylemek istediği bir yer” olduğunu söylüyor. Fazıl’ın klübü Omar Faruk Tekbilek için adeta bir zıplama tahtası olacaktı.Tekbilek, bu biraz kenarda kalmış ama müdavimlerinin sevdiği, Broadway sanatçılarınınsa çok iyi bildiği yerde çalıyordu 80’li yıllarda. 1988 yılında bir akşam yine aynı mekanda iştahla müziğini icra ediyordu. Öylesine coşkundu ki ruhu, yorulup mola vermek isteyen çalgıcıların yerine onların enstrümanlarını alıp, çalmaya devam ediyordu. Birbirini kovalayan saatlere rağmen sahneden inmemekte kararlıydı. Tabii bunu yaparken, kendisini seyredenlerin arasında ünlü bir prodüktörün olduğundan habersizdi.Atlantik Müzik’in başındaki Arif Mardin’in tavsiyesi üzerine o gece Fazıl’ın klübüne gelen ünlü prodüktör Brian Keane, Public Broadcasting Service için çalışıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ı konu alan belgeseline müzik yaparken kendisine yardım edecek birisini arıyordu Keane. PBS’nin “Muhteşem Süleyman” için ona bulduğu akademisyenlerden de sıkılmıştı.

GERÇEK BİR MÜZİSYEN ARIYORDUM

“Gerçek bir müzisyen arıyordum.” diye açıklıyor Keane, neden o gece orada olduğunu. “Ömer’i gördüğümde, biraz toydu. Elime geçen bir albümü vardı, acemice kayıt edilmiş ve kapağında gülünç kıyafetlerin olduğu bir resim vardı, bilirsiniz. Ama, özel bir müzisyen vardı orada.”Tekbilek o gece klüpte sabahın erken saatlerine kadar çaldıktan sonra Keane’la birlikte bir kayıt stüdyosuna gitti. Keane onun ne kadar iyi olduğunu görmek istiyordu. Birlikte yaptıkları ilk kayıt “Muhteşem Süleyman”ın açılış parçası oldu. Amerika’nın prestijli ödülleriyle taçlandırılan yapıt, Tekbilek’in de kariyerinde hızla yükselmesini sağlayacaktı.Son 18 yılda 14 albüm çıkaran Tekbilek, aynı zamanda dünyanın birçok yerinden ünlü sanatçılarla ortak projelere imza attı. “Spy Game” (Casusluk Oyunu) adlı Hollywood yapımı filmin müziğine bir parçayla katkıda bulundu. Amerika’da Golden Belly Musician ödülünü 1998 ve 1999’da iki defa alan Tekbilek, 2003 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Türk müziği dalında ödüllendirildi. Aynı yıl BBC Dünya Müziği ödüllerinde Ortadoğu dalında dört finalistten biri olmayı başardı, ancak ödülü alamadı.2004 yılında Irak’taki lösemili çocuklar yararına Londra’da düzenlenen konsere davet edilen Tekbilek yaşadığı değişimi şöyle anlatıyor: “Bir zamanlar Beatles’ın çaldığı Royal Albert Hall’ın ortasına kocaman bir yastık koymuşlardı benim için. Ben de üzerinde oturuyorum, bağlamamı çalıyorum. O sırada dervişler dönüyor. Bulgar Senfoni Orkestrası da çalıyor. Ya Rab dedim, ben neredeydim, sen beni nerelere getirdin? Ben hiç düşünmezdim ki bunları.”Kazandığı şöhretin beraberinde manevi dünyasını ve inançlarını da koruyan Tekbilek, 2004 yılında Yahudileri aşağıladığını düşündüğü için “Passion of Christ” (İsa’nın Çilesi) filminin müziğinde görev almayı, dolayısıyla da milyoner olmayı reddetti. Halen Rochester’da yaşayan Tekbilek çiftinin biri evli olmak üzere üç çocukları var.



* C. Onur Ant halen Columbia Üniversitesi Gazetecilik bölümünde yüksek lisans çalışmasını sürdürüyor.




New York Metropolitan Museum Of Art’ta sergilenecek olan “Muhteşem Süleyman” sergisi ve filmi için Keane ile birlikte çalışmaya başlayan Tekbilek , bu dönemin ardından yayınlayacağı birbirinden başarılı ve kendisini dünya çapında tanınan ve adı saygı ile anılır bir müzisyen olmasını sağlayan on üç muhteşem albümü için önemli ve büyük bir adım atmış olur.Yine bu tarihten itibaren, doğu ve batı ezgilerini ustaca harmanladığı müziği ve hayat felsefesi ile dünya müzik sahnesinde ağır fakat emin adımlarla ilerleyen Tekbilek , kendi albümlerinin yanı sıra, Don Cherry, Karl Berger, Ginger Baker, Ofra Haza, Peter Erskine, Trilok Gurtu, Simon Shaheen, Bill Laswell, Mike Mainieri, Michael Askill, Arto Tuncboyaciyan, Nusrat Fateh Ali Khan, Jai Uttal, Hossam Ramzy ,Glen Velez başta olmak üzere birçok usta müzisyenle birlikte çalışmalar yapar. Böylece, Türk müzisyen kimliğiyle adını dünya müzik arenasına altın harflerle yazdırmış olur..Bağlama, ney, darbuka, zurna, bendir, def gibi enstrümanları virtüöz derecesinde kullanabilen, bütün toplumların kardeşliğini, bütün kültürlerin iç içe olduğunu ve sadeliğin en yüce hayat felsefesi olduğunu insanlara duyurmayı kendisine misyon edinen usta sanatçı, bu hayat felsefesini müziğine de taşımayı çok iyi bilmiş ve geniş kitlelere ulaşmıştır. Albümlerinde Yunanistan, İsrail, Bulgaristan, İran ve İspanya gibi birçok farklı ülke ve medeniyetten müzisyenlerle çalışan Tekbilek ; Amerika dışında, Avustralya, Fransa, İspanya, İngiltere,İsrail ve Yunanistan başta olmak üzere birçok kıta ve ülkede verdiği konserlerle hayran kitlesini her gün genişletmiştir. Aynı çizgi ve felsefik anlayışla hazırlanmış olmalarına rağmen, yaptığı her albümde farklı soundlar ve farklı ezgileri kendine has yorumuyla sentezleyen müzisyen, bu sayede dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilerine, hep farklı tatlar ve farklı keyifler yaşatmıştır. Bugüne kadar “Spy Game (R.Redford,B.Pitt)” gibi birçok Filmde müziklerine yer verilmesi ile çok daha geniş bir müziksever kitlesi; Ömer Faruk Tekbilek ’in müziğiyle tanışma şansını elde etmiştir. Son albümü Alif’i Paul Simon’ın prodüktörü Steve Shehan’la birlikte hazırlayan Tekbilek , bu albümde Yunanistan’ın ünlü seslerinden Glykeria ve gitar virtüözü Jose Antonio Rodriguez’e de yer vererek world müzik tarzında eşsiz bir projeye daha imza atmıştır.

Albümleri Türkiye’de bugüne kadar toplam 50 bin adetlik satış rakamına ulaşmış olan sanatçı, tüm dünyada çok iyi tanınmasına ve sıkça konser vermesine rağmen anavatanında şu ana kadar 3 konser (ilki;Akbank jazz festivali 2001 – ikincisi;Borusan Filarmoni Ork. Yeni yıl karşılama konseri Aralık-2003) vererek izleyenlerin damağında tekrar tadılması gereken bir lezzet olarak kalmış ve izleyememiş olanların da sabırsızlıkla beklediği isimlerin en başında gelir olmuştur. Son olarak İstanbul “Solar Beach” sezon açılışı vesilesiyle 4000 kişilik bir izleyici kitlesine kendi orkestrası ile unutulmaz bir konser vermiştir.

Ömer Faruk TEKBİLEK’in yayınlanmış 13 albümü var...

Suleyman The Magnificent (1988)
01 - İstanbul'dan Görüntüler
02 - Göğün Yedi Katı
03 - Egeli Gemici
04 - Ayasoyfa
05 - Uşşak Semai
06 - Nihavend Fantazi
07 - Kuzeydeki Köy
08 - Topkapının Bahçesi
09 - Rast Medhal
10 - Süleymanın Öyküsü
11 - Teke Zıplaması
12 - Mevlana
13 - Segah Peşrevi
14 - Hicaz Taksimi
15 - Hiaz Peşrevi
16 - Makber
17 - İstanbul'dan Görüntüler ·


Fire Dance (1990)
01 - Somewhere In The Sahara
02 - Oğlan Boyun
03 - A Call To Prayer
04 - Desert Twilight
05 - A Passage East
06 - Song of The Pharaohs
07 - Beledy
08 - Fire Dance
09 - Ask
10 - Village Song
11 - Modern Mystics
12 - Sahara (Reprise)
13 - Spirit of The Ancestors
14 - Halay ·


Beyond The Sky (1992)
01 - Beyond The Sky
02 - Imaginary Traveler
03 - Kolaymı
04 - Bridge
05 - Chargah Sirto
06 - Your Love Is My Cure
07 - Selemet
08 - Nighttime
09 - Strange Little Corner
10 - Şişeler
11 - Sweet Trouble
12 - Al Fatiha ·


Whirling (1994)
01 - Whirling Dervish
02 - Gawazi
03 - Love Respect Truth
04 - Old Man’s Dance
05 - Long Wait
06 - Moment Of Doubt
07 - Caspian Winds
08 - Fly Away
09 - La Ilaha Il Allah
10 - Sultan Of The Hearts ·


Fata Morgana[1994]
01 - Desert Wind
02 - Aman
03 - Distant Call And March Of The Janissaries
04 - Cool Water
05 - The Goldsmiths
06 - Ocean Dream 1
07 - Sufi House
08 - Boiling Water
09 - Fata Morgana
10 - Ba-La-Ma
11 - Little Janissary
12 - Ocean Dream 2
13 - Under Desert Stars
14 - From Emptiness
15 - Desert Wind ·


Mystical Garden (1996)
01 - Other Side of the River
02 - Magic of the Evening
03 - Laz
04 - Shashkin
05 - Hasret
06 - Egyptian Dance
07 - Three Last Words
08 - Mystical Garden
09 - Hu Allah ·


Gypsy Fire (1995)
01 - Rompi Rompi
02 - Nihavent
03 - Istemem Babacim
04 - Kadife
05 - Muhabbet
06 - Minoush
07 - Fincan
08 - Konyali
09 - Beledy
10 - Siseler ·



Crescent Moon (1998)
01 - Crescent Moon
02 - Yalel
03 - Salute To The Sun
04 - Tamzara
05 - Baglama Delight
06 - Hijaz Raks
07 - Last Moments of Love
08 - Adanali
09 - Azeri
10 - Yunus.


One Truth (1999) (I Love You)
01 - Red Skies
02 - I Love You
03 - Wildflower
04 - Manhem
05 - Tahir Raks
06 - Roman
07 - One Truth
08 - Ara'ya
09 - Sufi
10 - İstanbul ·


Dance into Eternity – selected pieces 1987-1998 (2000)
01 - A Call To Prayer
02 - Imaginary Traveller
03 - Siseler
04 - Ayasofya (Saint Sophia)
05 - Song Of The Pharaohs
06 - Hasret
07 - John The Baptist And Salome
08 - Crescent Moon
09 - Gawazi
10 - Laz
11 - Kolaymi
12 - Mastika
13 - Topkapinin Bahcesi
14 - Whirling Dervish
15 - Village Song ·


Alif (2001)
01 - Lachin
02 - Dulger
03 - Gardener
04 - Dark Eyes
05 - Shinanay
06 - Don't Cry My Love
07 - Alif
08 - Dadash
09 - Take A Flight
10 - Ya Bouy
11. - Laundry Girl
12 - Forbidden Love ·


One (2003)
01 - Ahava Yeshana (Old Love)
02 - Like A Rose
03 - Resistance
04 - Remembrance
05 - To The Source
06 - Ein Hudra Rababa
07 - Mirage
08 - Birds Of The Nile
09 - Sacrifice
10 - Lament
11 - One
12 - Nava
13 - Ala Delaouna
14 - Twenty Years Ago
15 - Duna At Night
16 - Baburi
17 - Betrayal
18 - Inshallah
19 - Childhood On The Red Sea


Tree Of Patience - 2005
01. Common Spirit
02. Elation
03. Ghizemli
04. Ole Aman
05. Why
06. Toros
07. Adanam
08. Karam
09. Tree of Patience




Ömer Faruk Tekbilek´in web sayfasi ve facebooktaki sayfasina ulasmak icin :

http://www.omarfaruktekbilek.com/

http://www.facebook.com/pages/Omer-Faruk-Tekbilek/16460592868



"Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır."Nagmeleriniz oyle bir lisanki, gonullerimize tercuman olmaktadir."