Türkiye, Sevilla'da fahri konsolosluk açtı. Bu amaçla düzenlenen törene Madrid Büyükelçimiz Ender Arat ve Konsolosluk işleriyle görevli Büyükelçilik İkinci kâtibi ve Başbakanlık Türk Yatırım Ajansı İspanya temsilcisinin yanısıra, Andalucia Özerk Yönetimini temsilen Enrique Ojeda Vila, Sevilla Belediye başkan Yardımcısı , Ticaret Odası Başkanı, korkonsüler mensupları ve 200 kadar davetli katıldı. Sevilla'nın tarihi merkezinde, en işlek caddesi üzerinde son derece merkezi bir binanın ikinci katında açılan Konsolosluk ofisi yaklaşık 150 metrekare kullanım alanı, özenli ve modern tasarımı, ülkemize ilişkin resim ve tabloların zevkli seçimi ile davetlilerin büyük beğenisini almıştır.Törenden sonra, Sevilla'nın tarihi ve prestijli oteli Alfonso XII'de, Endülüs Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Danışmanı Ojeda, Büyükelçi Ender Arat ve Fahri Konsolos Moreno'nun konuşma yaptığı bir oturum düzenlenmiştir. Sözkonusu konuşmalar sırasında, Endülüs ve Türkiye arasındaki tarihi, kültürel bağlara atıfla her alandaki ilişkilerin ileriye götürülmesi temennisi ile bu hususta Sevilla Fahri Konsolosluğumuzun üstleneceği sorumluluk vurgulanmıştır. Açılış vesilesiyle yapılan etkinlikler otelin bahçesinde düzenlenen bir kokteyl ile son bulmuştur. Ülkemize duyduğu büyük hayranlık ile sorumluluk üstlenme iradesi ön plana çıkan Fahri Konsolos Manuel Moreno, adaylık sürecinde bölgeye yapılan -Bakan düzeyi dahil- ziyaretlerin eşgüdümünde, ticari, ekonomik, kültürel faaliyetlerin hazırlanmasında büyük katkılarda bulunmuştur. Bir Türk ve bir İspanyol asistanın çalışacağı Fahri Konsolosluğumuzun, Manuel Moreno'nun yönetiminde Endülüs bölgesiyle ilişkilerimizin geliştirilmesinde önemli getiriler sağlayacağı değerlendiriliyor.
10 Nisan 2009 Cuma
SEVİLLA'DA FAHRÎ KONSOLOSLUK AÇTIK
Türkiye, Sevilla'da fahri konsolosluk açtı. Bu amaçla düzenlenen törene Madrid Büyükelçimiz Ender Arat ve Konsolosluk işleriyle görevli Büyükelçilik İkinci kâtibi ve Başbakanlık Türk Yatırım Ajansı İspanya temsilcisinin yanısıra, Andalucia Özerk Yönetimini temsilen Enrique Ojeda Vila, Sevilla Belediye başkan Yardımcısı , Ticaret Odası Başkanı, korkonsüler mensupları ve 200 kadar davetli katıldı. Sevilla'nın tarihi merkezinde, en işlek caddesi üzerinde son derece merkezi bir binanın ikinci katında açılan Konsolosluk ofisi yaklaşık 150 metrekare kullanım alanı, özenli ve modern tasarımı, ülkemize ilişkin resim ve tabloların zevkli seçimi ile davetlilerin büyük beğenisini almıştır.Törenden sonra, Sevilla'nın tarihi ve prestijli oteli Alfonso XII'de, Endülüs Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Danışmanı Ojeda, Büyükelçi Ender Arat ve Fahri Konsolos Moreno'nun konuşma yaptığı bir oturum düzenlenmiştir. Sözkonusu konuşmalar sırasında, Endülüs ve Türkiye arasındaki tarihi, kültürel bağlara atıfla her alandaki ilişkilerin ileriye götürülmesi temennisi ile bu hususta Sevilla Fahri Konsolosluğumuzun üstleneceği sorumluluk vurgulanmıştır. Açılış vesilesiyle yapılan etkinlikler otelin bahçesinde düzenlenen bir kokteyl ile son bulmuştur. Ülkemize duyduğu büyük hayranlık ile sorumluluk üstlenme iradesi ön plana çıkan Fahri Konsolos Manuel Moreno, adaylık sürecinde bölgeye yapılan -Bakan düzeyi dahil- ziyaretlerin eşgüdümünde, ticari, ekonomik, kültürel faaliyetlerin hazırlanmasında büyük katkılarda bulunmuştur. Bir Türk ve bir İspanyol asistanın çalışacağı Fahri Konsolosluğumuzun, Manuel Moreno'nun yönetiminde Endülüs bölgesiyle ilişkilerimizin geliştirilmesinde önemli getiriler sağlayacağı değerlendiriliyor.
ZAPATERO AB ÜYELİĞİMİZE DESTEĞİNİ YİNELEDİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero'nun, Türkiye'nin AB üyelik sürecine verdiği desteği bir kez daha vurgulamasından memnuniyet duyduğunu söyledi. 1. Türkiye-İspanya Hükümetlerarası Zirvesi sonrasında Başbakan Erdoğan ve İspanya Başbakanı Zapatero ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, bugün iki dost ve müttefik ülke, Türkiye ile İspanya arasında ikili hükümetler arası zirve niteliğindeki ilk toplantıyı gerçekleştirdiklerini belirterek, iki ülke arasında geçen yıllarda ivme kazanan yakın işbirliğinin doğal bir sonucu olarak Zapatero'yla, ilişkileri daha ileriye götürecek, daha ileri düzeyde çalışmalara başlangıç teşkil edecek hükümetlerarası zirve toplantıları yapmaya karar verdiklerini kaydetti. Bu tür zirve düzeyindeki toplantıları, özel önem atfettikleri ülkelerle gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, bir yandan ilişkileri derinleştirecek yeni açılımlar başlatmayı hedeflerken, bir yandan da toplantı yaptıkları ülkelere verdikleri önemin göstergesi niteliğinde bulunduğunu belirtti. Bu bakımdan İspanya ile gerçekleştirilen zirve toplantılarının, İspanya'nın Türkiye için en ayrıcalıklı ülkelerden biri olduğunu teyit ettiğini, aynı şekilde İspanya açısından da Türkiye'nin ayrıcalıklı konumunu ve İspanya'nın, Türkiye'ye verdiği desteği ortaya koyduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Türkiye ve İspanya, aynı değerleri paylaşan, uluslararası meselelere yapıcı ve çözüm arayan bir anlayış noktasında ortak vizyonları olan iki ülkedir. Nitekim ikinci forumu yarın İstanbul'da, ev sahipliğimizde başlayacak olan Medeniyetler İttifakı gibi önemli bir projeye Zapatero ile birlikte eş başkanlık yapmaktayız. Bu projenin 2004 yılından bu yana kaydettiği ilerleme ve uluslararası arenada gördüğü kabul, paylaştığımız bu ortak vizyonun ne kadar isabetli bir girişim olduğunun açık ispatıdır.''
TÜRKİYE-İSPANYA KONFERANSI YAPILDI

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi ile Avrupa, Akdeniz ilişkileri konusunda uzman İspanyol düşünce kuruluşu Instituto Europeo Mediterraneo(IEMed) tarafından düzenlenen yıllık ''Türkiye-İspanya Konferansı''nın ilki yapıldı. Sakıp Sabancı Müzesi'nde gerçekleştirilen konferansın açılışında konuşan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, çok önemli bir zamanlamayla yapılan bu konferansı gerçekleştirdikleri için düzenleyenleri kutladı. Bağış, bugün iki ülke üst düzey yöneticilerinin bir araya geleceğini, toplantının bu ilk Türk-İspanyol Zirvesi için çok büyük bir baz oluşturduğunu söyledi. Türkiye-İspanya ilişkilerinin 14. yüzyıla dayandığını, 1783 yılından itibaren de diplomatik ilişkilerin başladığını anlatan Bağış, son 10 yılda bu ilişkilerin ivme kazandığına işaret etti. ''İspanya'nın Avrupa Birliğinde Türkiye'yi desteklemesi, bizi çok mutlu ediyor'' diye konuşan Bağış, iki ülke arasındaki turist sayısının, akademik alanda öğrenci değişiminin ve ticari ilişkilerin arttığını kaydederek, İspanya Parlamentosunda da bir dostluk gurubu oluşturulduğunu hatırlattı. Tıpkı Anadolu gibi, İberia Yarımadası'nın da farklı alanlarda, farklı geçmişlerden gelen insanların mekanı olduğuna dikkati çeken Bağış, bir medeniyetler çatışması ihtimali varken Türkiye ve İspanya'nın medeniyetler ittifakına başkanlık yaptığını, bunun da eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ı dahi şaşırttığını vurguladı. Egemen Bağış, ''Bir zamanlar bize, 'Avrupa'nın hasta adamı' deniyordu. Kimse bize, 'Asya'nın hasta adamı' dememiştir. Biz tamamen Avrupa'nın tarafındayız. Hiçbir zaman bu kadar zengin ve güçlü olmamıştık. Şimdi en iyi durumdayız'' dedi. İspanya Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanı Magdalena Alvarez de AB konusunda Türkiye'yi desteklediklerini söyledi. Türkiye ve İspanya'nın Akdeniz'in iki ucunda olmasına rağmen, coğrafi mesafenin engel olamadığını, çok güçlü ilişkileri bulunduğunu vurgulayan Alvarez, ''Akdeniz bizi ayırmıyor, aksine bir araya getiriyor. Hem Türkiye hem İspanya kendi içinde diğer kültürlerin en iyi taraflarını alıp birleştirmiştir. İki ülkede kültürlerin birleşmesinin en iyi örneğidir'' diye konuştu.Türkiye-İspanya Konferansı, öğleden sonra, üç çalışma grubu halinde devam etti. Çalışma grupları, iki ülke sivil toplumlarının birbirlerine yakınlaştırılması amacını güdüyor.
3 Mart 2009 Salı
BÜYÜKELÇİ JOAN CLOS İZMİR BELEDİYESİNİ ZİYARET ETTİ

İspanya'nın Ankara Büyükelçisi Joan Clos Mathe, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nu makamında ziyaret etti. Barselona şehrinde iki dönem belediye başkanlığı yapmış olan Büyükelçi Mathe ile deneyimlerini paylaştıklarını belirten Başkan Kocaoğlu, "İzmir'le Barselona çok benziyor. Fahri konsolosumuzla sık sık biraya gelerek karşılıklı bilgi birikimlerimizden faydalanmaya, Barselona'ya giderek de şehrimizin tanıtım ve dış ilişkiler faaliyetlerini sürdürmeye çalışacağız." dedi. Büyükelçi Mathe ise ilk defa geldiği İzmir'in güzel, neşeli ve hayat enerjisi dolu bir şehir olduğunu söyledi. Joan Clos Mathe, "Politik ve stratejik açıdan çok önemli bir noktada olan İzmir'le İspanya arasındaki ilişkilerin artarak devam edeceğini umuyorum. İk iülkenin tekstil, otomotiv, tarım, turizm ve yenilenebilir enerji gibi birçok ortak ticaret konusu var. İzmir'in bu konulardaki işbirliğimize ivme kazandırarak, ilişkilerimize güç katacağını ümit ediyorum." şeklinde konuştu.
19 Şubat 2009 Perşembe
BÜYÜKELÇİ ENDER ARAT DIALOGO EUROPEO'DA KONUŞMA YAPTI
Büyükelçi Ender Arat’ın Dialogo Europeo’da yaptığı konuşmanın metni(Madrid, 17 Şubat 2009)
Sayın Büyükelçiler, Değerli Dostlar, Bayanlar, Baylar:
Bu sabah sizinle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.Dialogo Europeo yöneticilerine bu fırsatı bana verdikleri için teşekkür ediyorum.Türkiye’nin Büyükelçisi olarak İki yıldır Madrid’de görev yapmaktayım.İtiraf etmeliyim ki, İspanya’da ayrıcalıklı Büyükelçiler arasında yer almaktayım.Zira Türkiye ile İspanya arasındaki ilişkiler mükemmel bir düzeyde. Hiçbir siyasi sorunumuz yok.Ekonomik ilişkilerimiz diğer ülkeleri kıskandıracak şekilde her yıl gelişiyor.Ticaret hacmimiz 2008 yılında 6,5 milyar Avro’yu aştı.Türkiye’deki İspanyol yatırımları giderek artıyor.İspanyol yatırımcılar Türkiye’nin iç pazarının büyüklüğünü ve Türkiye’nin periferisindeki Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu gibi büyük pazarları keşfetmeye başladılar.İspanya Başbakanı “Medeniyetler İttifakı” projesinin ortak sunucusu olarak Türkiye Başbakanını seçti.Medeniyetler çatışması riski ile karşı karşıya bulunduğumuz dünyamızda ihtiyacını duyduğumuz diyalog ve hoşgörünün yerleşmesine hizmet edeceği kabul edilen bu proje, mükemmel düzeydeki ikili ilişkilerimizin uluslararası alana yansımasını teşkil ediyor.Medeniyetler İttifakının birinci forumu 2008 Ocak ayında Madrid’de yapıldı.İkinci forum 6-7 Nisan 2009 tarihlerinde Istanbul’da yapılacak. Bu foruma 100’e yakın ülke ve 15 uluslararası kuruluşun katılması bekleniyor.Türkiye ile İspanya’nın siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda işbirliğini daha da geliştirmesine imkan sağlayacak kapasiteye sahip oldukları bir gerçektir.Nitekim bu anlayışladır ki, Başbakan Zapatero 15 Eylül 2008 tarihinde Istanbul’a yaptığı gayrıresmi ziyaret sırasında iki ülke arasında her yıl düzenli olarak zirve toplantıları yapılmasını önermiştir.Bu öneri Türkiye tarafından memnuniyetle kabul edilmiştir.İlk zirve toplantısının, Medeniyetler İttifakı İkinci Forumunun hemen öncesinde, 5 Nisan 2009 tarihinde İstanbul’da yapılması kararlaştırılmış bulunmaktadır.Zirve toplantılarının, İspanya’nın Portekiz, Fransa, Almanya, İtalya ve Polonya ile olduğu gibi, Türkiye ile de ikili ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inanmaktayız.Türkiye ile İspanya arasındaki mükemmel ikili ilişkilerin temelinde, itiraf etmeliyim ki, Türkiye’nin AB’ne tam üye olmasını İspanya’nın kuvvetli bir şekilde desteklemesi yatmaktadır.Zira AB’ne üye olmak Türkiye’nin en öncelikli politikası ve stratejik hedefidir. Türkiye AB’ne girerek Avrupa ile entegrasyonunu tamamlamak istemektedir.İspanya’nın Türkiye’ye verdiği bu desteğin bir devlet politikası olduğunu biliyor ve takdir ediyoruz.Türkiye’yi aday ülke olarak kabul eden kararı 1999 yılında iktidarda bulunan PP Hükümeti desteklemiştir.Şimdi sizlere Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşme politikasının tarihi bir vokasyon olduğunu açıklamaya çalışacağım. Türklerin atayurdu, tıpkı Finlerin ve Macarların olduğu gibi, Orta Asya’dır. Nitekim Türkçe, Fince ve Macarca aynı kökenden gelmektedir ve aynı gramatik kurallara sahiptir.Türkler Orta Asya’dan yola çıktıktan sonra hep Batı’ya yönelmişlerdir.1071’de Anadolu’ya gelerek yerleşen Türkler Osmanlı İmparatorluğunu kurmuştur. İspanya İmparatorluğu gibi, üç kıtada hükümran olan Osmanlı İmparatorluğu, her zaman bir Avrupa gücü olarak kabul edilmiştir.600 yıldan fazla devam eden Osmanlı İmparatorluğunun, giderek zayıflayıp gerilemeye başladığı dönemde dahi, “Avrupa’nın hasta adamı” olarak tanımlandığını tarihe meraklı olanlar hatırlayacaktır.Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp Türkler bağımsızlık mücadelesine giriştiklerinde toprakları Batılı ülkeler tarafından işgal edilmişti. (İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan).Buna rağmen, Mustafa Kemal Atatürk bağımsızlık mücadelesini kazanıp modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kurunca Batı’nın değerlerini benimsemiştir.Demokratik ve laik bir devlet kuran Atatürk köklü reformlar yapmış, Ceza Kanununu İtalya’dan, İdare sistemini Fransa’dan, Medeni Kanunu İsviçre’den örnek alarak hazırlatmıştır.Türkiye, daha Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmadan önce, tam on yıl önce, 1948’de Avrupa Konseyi’nin ve OECD’nin kurucuları arasında yeralmıştır.Türkiye 1952’de NATO üyesi olmuş ve uzun soğuk savaş döneminde komünizm tehlikesine karşı ortak değerlerimizin savunulmasında önemli görevler üslenerek özverilerde bulunmuştur.AB’nin bugün üyesi bulunan, Sovyetler Birliği ardılı birçok ülkenin demokrasiye kavuşmasında, Türkiye’nin NATO üyesi olarak hiç de göz ardı edilemeyecek bir rol oynadığı herhalde yadsınamaz.Bugün Türkiye Avrupa’da tüm kuruluşların üyesidir.1963’den beri de Ortaklık Anlaşması ile AB’ne hazırlanmaktadır.Türkiye’de bu durumu kamuoyuna izah etmenin ne kadar güç olduğunu takdir edersiniz.1963 AB-Türkiye Ortaklık Anlaşmasının, diğer ortaklık anlaşmalarından farklı bir özelliği vardı. Bu özellik anlaşmanın temel hedefinin Türkiye’yi AB’ne tam üye olmaya hazırlamaktı.1963’te bu Ortaklık Anlaşmasını imzalayan Fransa Devlet Başkanı Charles De Gaule, Avrupa ülkesi olmadığı gerekçesiyle Büyük Britanya’nın üye olmasını veto ediyordu.Ortaklık Anlaşması 1964’te yürürlüğe girdiğinde Avrupa Komisyonu Başkanı olan Walter Hallstein’ın yaptığı açıklamayı okuyorum:“Türkiye Avrupa’nın bir parçasıdır. Bu olgu, bugün yapmakta olduğumuz şeyin temel anlamını oluşturmaktadır. Bu, yüzyıllardır geçerli olan ve bir coğrafi kavramı ya da tarihsel olguyu özetleyen bir ifadenin çok daha ötesinde, bir gerçeği teyit etmektedir: Türkiye Avrupa’nın bir parçasıdır.”Türkiye Ortaklık Anlaşmasından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiş ve 1987’de tam üye olmak için AB’ne müracaat etmiştir.O zamanlar Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda AB Daire Başkanı idim. Ancak 12 yıl beklendikten sonra, 1999’da Türkiye’nin müracaatına olumlu cevap verilmiş, aday olarak kabul edilmiştir.AB’ne üye olan hiçbir ülke bu kadar bekletilmemiştir.Üstelik Türkiye 1996 yılında AB ile Gümrük Birliğini tesis ederek, bugün bazı üye ülkelerin dahi tam anlamıyla gerçekleştiremedikleri gümrük uyumunu AB ile gerçekleştirmiş bulunmaktadır.Adaylık statüsünün verilmesinden de 5 yıl sonra Türkiye’nin gerekli kriterleri yerine getirdiği kabul edilerek tam üyelik müzakerelerinin başlayabileceği Aralık 2004’de kararlaştırılmıştır.AB’ne katılım müzakereleri nihayet 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştır. Bugüne kadar 10 fasıl müzakereye açılmış ve yalnız biri geçici olarak kapatılabilmiştir. Müzakereler de maalesef yavaş ilerlemektedir.Halen birkaç AB ülkesi bu müzakerelerin ucunun açık olduğunu ileri sürmekte, üyelik yerine ayrıcalıklı ortaklıktan söz etmektedir.Bunun anlamı “Türkiye üye olmasın, ama çok önemli menfaatlerimiz var, AB’den de uzak kalmasın” demektir.AB müktesebatında “ayrıcalıklı ortaklık” yoktur. 27 üyeden hiçbiri için bu ifade kullanılmamıştır. Türkiye için kullanılması düpedüz ayrımcılıktır. Kaldı ki Türkiye bugün dahi AB içinde ayrıcalıklı ortaklığın çok ötesinde bir konumda bulunmaktadır.Türkiye için tam üyelik temel stratejidir. Bunun alternatifi yoktur.Türkiye’nin AB’ne üye olması her iki taraf için kazanç olacaktır.Türkiye AB’ne yük olmayacaktır. Aksine AB’nin birçok bakımdan yükünü devralacaktır.Ekonomik bir dev ama henüz siyasi bir cüce olduğu her gelişmede görülen AB, Türkiye ile önemli bir siyasi güç kazanacaktır.Ortak değerlerimiz olan demokrasi, laiklik, insan haklarına saygı, serbest piyasa ekonomisi Türkiye’nin tam üye olmasıyla Orta-Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’ya uzanacaktır.Türkiye’nin üyeliği farklı kültürlerin temsilcisi olan ülkelerin bir arada yaşayabilir olduğunu gösterecektir. AB farklılıkların zenginlik sayıldığını dünyaya somut şekilde kanıtlamış olacaktır.Türkiye’nin Avrupa için stratejik önemi karşılaştığımız her yeni krizde bir kere daha görülmektedir.Son zamanlarda yaşadığımız Gürcistan krizi, enerji krizi. Gazze krizi bunun somut örnekleridir.Dışişleri Bakanı Moratinos bu gerçeği 18 Ocak 2009 tarihinde “La Vangardia”ya verdiği mülakatta şöyle ifade etti:“Başbakan Zapatero’nun Türkiye ile ayrıcalıklı dostluk ilişkisi kurma konusunda ne kadar isabetli bir karar verdiği şimdi daha iyi anlaşılıyor”.2007’de Lizbon Antlaşması imzalandığında AB Devlet Sekreteri Alberto Navarro’nun “Türkiye’yi AB dışında bırakmak gerçek bir barbarlık olur” diye açıklama yaptığını hatırlatırım.Değerli Dostlar, aranızda “Pekiyi. Kıbrıs engelini nasıl aşacaksınız” diye soranları duyar gibi oluyorum.Maalesef AB iç ve dış sorunlarını çözüme kavuşturmayan “Kıbrıs”sı, tehditlere boyun eğerek üye kabul etmekle hata yapmıştır.Bunu biz değil, Kıbrıs Rum Yönetiminin her aşamada engeller ortaya çıkartmasından usanan birçok AB devlet adamı itiraf ediyor.Bu konudaki gelişmeleri kısaca anımsatmak isterim.Yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi olan Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için birçok girişimlerde bulunuldu. Ama hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü Rum kesimi Türklerle birlikte yaşamak istemiyor.Örnek vereyim: Bu küçük adada Türk ve Rum toplumu arasında hiçbir evlilik yok. Bir evli çift vardı, 1974’de Yunanistan’daki Albaylar Cuntasının teşvikiyle, Nikos Samsun Kıbrıs’da darbe yaptı, ilk işi bu evli aileyi öldürmek oldu. Adanın gerçekleri böyle.En son ve kapsamlı barış girişimi BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın gözetiminde yapıldı. Uzun ve çok ayrıntılı çalışmalar sonucunda 800 sayfayı aşan bir plan hazırlandı.İsviçre’nin Burgenstock kentinde yapılan son toplantıda ben de vardım. Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Rum tarafı BMGS’ne mutabakatlarını bildirdiler. Ancak Papadopulos adaya döndü ve referandumda Annan Planına hayır oyu kullanın diye propagandaya başladı.Neticede yapılan referandumda Kıbrıs Türklerinin %65 evet , Kıbrıs Rumlarının ise %76 sı hayır oyu kullandı. Almanya’nın o zamanki Şansölyesi Schröder yayımladığı hatıralarında bunu “siyasi ahlaksızlık” olarak tanımlıyor. Avrupa Komisyonu’nda genişlemeden sorumlu Komiser Günter Verheugen 21 Nisan 2004 tarihinde Avrupa Parlamentosu’nda yaptığıkonuşmada “Tassos Papadopoulos Hükümeti hepimizi şaşırttı. Artık diplomatik konuşmayacağım; Kıbrıs Rum Hükümeti tarafından kendimi aldatılmış hissediyorum” dediğini kayıtlarda bulabilirsiniz. BM Genel Sekreteri Annan bu durumu verdiği raporda açıkça anlattı. 28 Mayıs 2004 tarihli Annan Raporu BM Genel Kurulunda maalesef sümen altı edildi. Bu nasıl izah edilebilir? O zamanki liderler Prodi, Schröder, Blair, Berlusconi, Balkanende, Verhaugen, “çözümü Türkiye desteklesin, Kıbrıs Türkleri Referandum’da evet desin biz gerekeni yapacağız” dediler. Ama hiçbir şey yapılmadı. Aksine referandumda % 76 hayır diyen Kıbrıslı Rumlar ödüllendirildi, AB’ye üye kabul edildi.Kıbrıslı Türkler ise ambargo, kısıtlamalar ve izolasyon ile cezalandırılmaya devam ediliyor.Papadopoulos’un geçmişte Kıbrıs Türklerini adada ortadan kaldırmak için eli kanlı EOKA terör örgütünün kurucusu olduğunu bildiğimizden biz hiç şaşırmadık.Bizi şaşırtan, geçen yıl vefat eden Papadopoulos’un hala bir barış güvercini olduğuna inananların bulunması.Kıbrıs Rum kesiminde 2008 başında seçimler yapıldı ve çözüm istediğini söyleyen bir lider geldi: Dimitris Hristofias.Kıbrıs Türk kesiminin lideri, Annan Planına evet diyen, aynı lider: Mehmet Ali Talat.İkisi de aynı siyasi kanata mensuplar.23 Mayıs 2008 tarihinde Talat ve Hristofias bir araya geldiler ve ortak bir açıklama yaptılar.Bu önemli açıklamayı okumak istiyorum:“They reaffirmed their commitment to a bi-zonal, bi-communal federation with political equality, as defined by relevant Security Council resolutions. This partnership will have a Federal Government with a single international personality, as well as a Turkish Cypriot Constituent State and a Greek Cypriot Constituent State, which will be of equal status.They instructed their Representatives to examine, within 15 days, the results of the technical committees.”Bu önemli bir başlangıçtı.Talat ve Hristofias 19 kez görüştüler. Bazı ilerlemeler de kaydettiler.Ancak Rum liderliği görüşmelerin hemen başlamasından sonra AB ülkelerini dolaşmaya başlayarak ortak açıklamadaki ifadeleri aşındırma gayreti içine düştüler. Türkiye’yi engelleme yapmakla suçlamaya başladılar.Bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Diologo Europeo’nun değerli mensuplarına, Kıbrıs Türklerinin gerçeklerini öğrenmek istiyorlarsa, Mehmet Ali Talat’ı davet edip dinlemelerini öneririm.Talat bu müzakerelerin ucu açık olmamasını, bir takvime bağlanmasını istemektedir. Neticede bazı hususlarda anlaşma sağlanamazsa bunları BMGS’nin karara bağlamasını önermektedir. Talat’ın bu tutumu gerçekten çözümden yana olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak, maalesef Talat’ın bu önerileri Rum tarafınca kabul edilmemektedir. Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturacak olanlar Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardır. Türkiye Kıbrıslı Türklerin lideri, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a güvenmektedir. 3 Ekim 2008’de başlayan kapsamlı barış müzakerelerini desteklemektedir.Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu desteği her vesileyle açıklamış ve soruna çözüm bulunmasında Türkiye’nin her zaman bir adım önde olacağını ilan etmiştir. Papadapoulos’dan farklı olduğunu ve samimi olarak çözüm istediğini ileri süren Hristofias’ın bazı Avrupa ülkelerini de inandırdığını görüyoruz. Ancak unutmayalım ki geçmişte Hristofias, Papadapoulus’un Annan Planına hayır kampanyasını kuvvetle desteklemişti. Atadığı bakanların çoğu da çözüme karşı kişilerdir. Henüz Hristofias’ın samimi olarak çözümden yana olduğunu kanıtlayan hiçbir davranışını göremedik. Aksine müzakerenin başında yapılan ortak açıklamayı, (biraz önce size okudum), şimdi inkar etmektedir. Müzakerelerin ne zaman sona ereceğinin belirlenmesinden kaçınmaktadır. Üzerinde mutabakata varılamayacak noktaların BM Genel Sekreterinin hakemliğinde karara bağlanmasına yanaşmamaktadır. Hristofias BM parametreleri, disiplini ve metodolojisinden uzak durmakta, çözüme ilişkin temel ilkeleri saptırarak ve zamana oynayarak uluslar arası kamuoyunu tedricen Türk tarafı aleyhine döndürmeye çalışmaktadır. AB ile müzakere sürecini kullanarak Türkiye üzerindeki baskının arttırılmasını sağlamaya çaba göstermektedir. AB ülkeleri arasında Türkiye’nin üye olmasını istemeyenlerin de maalesef Kıbrıs’ın arkasına sığındıkları görülmektedir.Gerçekten Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmasını arzu eden ülkelerin, ki İspanya’nın bu ülkeler arasında olduğunu biliyoruz, Kıbrıs’ın diğer yarısının da AB’ye üye olabilmesi için, hakkaniyet çerçevesinde öncelikle Kıbrıs Rum Yönetimini teşvik etmeleri müzakerelerden sonuç alınmasına katkıda bulunacaktır.
Teşekkür ederim.
ZAPATERO´DAN TÜRKİYE´YE DESTEK

Zapatero, Madrid’deki Avrupalı Gazeteciler Derneğinde yaptığı açıklamada, İspanya’nın 2010 yılının ilk yarısında üstleneceği AB dönem başkanlığında hükümetinin öncelikleri hakkında bilgi verirken, "İspanya, dönem başkanlığında, Türkiye’nin ve Hırvatistan’ın AB üyeliğine ve AB’ye girme isteklerine destek vereceğinide ekledi.Başbakan Zapatero, hedeflerinin "Avrupa’nın vatandaşlarıyla dayanışma içinde olmasını sağlayacak sosyal reformların hayata geçirilmesi için yoğun çaba göstermek", "Avrupa’nın dünya çapında rekabet karşısında yeni bir ekonomik model geliştirmesini teşvik etmek", ve "Avrupa’nın küresel konularda tek ses olmasını sağlamak" olarak açıkladı.2010 yılında düzenlenecek AB-ABD zirvesinin, ticari alan, iklim değişikliğiyle mücadele, dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasında iki taraf arasında "köklü ortaklıklar ve ittifakın" devam etmesi açısından önemli olduğunu belirten Zapatero, NATO ile AB’nin güvenlik konularında ortak çalışması gerektiğine dikkat çekti.Diğer yandan, Avrupa’da son aylarda "yabancı düşmanlığı" ve "Avrupa karşıtlığı milliyetçiliğin" arttığınıda belirten başbakan Zapatero, "kimsenin bunlardan memnuniyet duyamayacağını" da belirtti. Ayrıca Zapatero, İrlanda’nın referandumda Lizbon Anlaşması’na "hayır" demesiyle ortaya çıkan sorununda aşılması gerektiğini ekledi.
5 Şubat 2009 Perşembe
MADRİD'DEKİ FİTUR STANDIMIZA BÜYÜK İLGİ

Fitur standımız dün İspanyol ünlüleri ile muhteşem birgün geçirdi. Türkiye'de büyük şatış rakamlarına ulaşan CD'leri ve biletleri haftalar öncesi tükenen konserleri ile hep gündemde olan Monica Molina bu kez kendi ülkesi İspanya'da Türkiye tanıtımına verdiği destekle birkez daha gönüllerimizi fethetti. Türkiye Standında sevenleri ile buluşan Monica Molina sempatik tavırları ile herkesin hayranlığını bir kez daha kazandı. Mado dondurmalarının sahiplerinden Atilla Kambur Monica Molina'ya dondurma ikram ederken, cam sanatçısı Nasuf Cömert ise Monica'ya Osmanlı cam sanatından çeşitli örnekler ve hediyeler sundu.Türkiye standına gelerek sürpriz yapan diğer ünlü isim ise LOS VIVANCOS kardeşlerdi. Daha önce İstanbul, Mersin, Bodrum ve KKTC'de de gösteriler sunan grup, Erovizyon seçmelerinde 1 numara olma keyfini sürerken uzun bir aradan sonra basının karşısına ilk defa Türkiye standında çıktı. Standımızda ufak bir şov sergileyen sempatik 7 kardeş cam sanatındaki hünerlerini nazar boncuğu yaparak gösterdiler. 'Niye Türkiye'nin promosyonu yapıyorsunuz, Türkiye'nin yüzü mü olacaksınız' diye soran İspanyol medya mensubuna ' Türkiye çok güzel bir ülke.....Paskalya tatilinde gideceğim ülke hakkında bilgi almak için geldim' diyen Azucar Moreno sempatik tavırları ile herkesin ilgi odağı oldu. Göğüs kanserini atlattıktan sonra ilk kez basın karşısına geçen Encarna müjdeli bir haberi basın ile paylaştı...Solo albümüm çok yakında piyasada. 'Türkiye müzikteki yeni sanşım' diyen Valderrama, hayralarına müjdeli haberi Türkiye standından verdi. 'Yeni albümüm ilk 45'liği, Türkiye'de Oğuz Kaplangı, Harem ve Şenyaylar ile yaptığım 4 şarkıdan biri'...Birkaç ay önce evlendikten sonra balayını Türkiye'de geçiren Valderrama, İspanya'da efsane olmuş şarkıcı Valderrama'nın oğlu!İspanyol hayranlarının ve medya mensublarının takibine giren sanatçılar Pasion Turca'nın daveti ve organizasyonu ile Türkiye standına gelip ortalama 6 saat geçirdiler. Madrid Turizm ve Kültür Müşaviri İsmail Aksel ile de tanışıp bol bol sohbet eden ünlüler, her fırsatta Türkiye'de geçirdikleri güzel günlerden bahsetti. Türkiye'nin dünyanın en büyük turizm fuarı Fitur'da yaptıkları tanıtım şovunu diğer ülkeler yanlızca izlemek ile yetindiler. Fitur'da günü Türkiye'nin günü yapan 4 ünlü ile yapılan tanıtım milyon eurolar ile ölçülmekte. Pasion Turca İspanyol ünlü simalarını Türkiye'nin tanıtımı için kullanarak yepyeni bir sayfa açmakta ve ülkeye milyonlarca euro değerinde tanıtım yapmaya devam etmekte.Madrid Turizm ve Kültür Müşavirliği'nin son 3 senedir halkla ilişkilerini sürdüren, İspanya ve Türkiye eğlence hayatında son dokuz yıldır önemli bir yere sahip olan Pasion Turca birbirinden farklı projeler ile Türkiye tanıtımlarına devam ediyor. Türkiye'ye Monica Molina, Pink Martini, Cesaria Evora, Joaquin Cortes, Paco de Lucia , Lara Fabian, Azucar Moreno, Mariza gibi çok sevdiğimiz sanatçıları yıllardır getiren ve bizlerle tanıştıran Pasion Turca, daha önce de Guess'in dünya takvimi çekimleri, Monica Molina albüm kapağı özel çekimleri, İspanya'da kültürel çıkarma yaptığımız La Mar de Musicas festivali, ünlülerle Türkiye tanıtımı gibi çarpıcı projelere imza atmış ve İspanyol ve Latin dünyasının ünlü isimlerini Lolita, Marta Sanchez, Chenoa, Monica Molina, Azucar Morena, Poty, Ana Milan, Belinda Washington, Paula Vasquez, Paco Leon, Carlos Baute, Miguel Abellan, Arturro Arribas, Manu Tenorio, Monica Cruz, Rosario'nun aralarında bulunduğu 30'den fazla ünlü simayı Madrid Turizm ve Kültür Müşavirliğimiz destekleri ile Türkiye'de ağırlamış ve imajlarını Türkiye'nin güzellikleri ile birleştirip yazılı ve görsel basında milyonlarca dolar değerinde kapak haber yaptırılmıştır. Son üç senede yapılan çalışmalar ile turist sayısındaki 3 kattan fazla bir artış ile dikkat çeken İspanya'daki en son çalışma ise Conde Nast Traveler'ın kapağı ile 2009 Fitur Standımızda dünyaca ünlü 5 ismi ağırlamak oldu.
4 Ocak 2009 Pazar
TARİŞ'TEN İSPANYOL ÜRETİCİYE DESTEK

Dünyada zeytinyağı piyasasını belirleyen İspanya'da dolum şirketleri ile üreticiler arasında başlayan mücadeleye, Türkiye'deki kooperatiflerden de destek geldi. Türkiye'nin en büyük zeytinyağıkooperatifleri birliği olan Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği'ninYönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, İspanya'daki kooperatiflere destekolmak amacıyla bu ülkeye gideceğini açıkladı.Çetin, dünya zeytinyağı üretiminin yarıya yakın bölümünügerçekleştiren İspanya'nın tüm dünyada zeytinyağı fiyatlarınınbelirlenmesinde en etkili ülke olduğuna dikkati çekti.Bu ülkede üretimin yüzde 70'inin kooperatifler kanalıyla yapıldığını,üreticinin güçlü bir konuma sahip olduğunu belirten Çetin, sonyıllarda sektörün sanayici kesimi olarak tanımlanan dolumşirketlerinin satın alma ve birleşmelerle kartelleştiğini söyledi.Çetin, son operasyonlarla İspanya'da pazarın yüzde 60'ını 6 dolumcufirmanın yönlendirir duruma geldiğini, bu şirketlerin üreticilere"fiyatları düşürün" baskısında bulunduğunu ifade etti.Bu nedenle şu anda dünya piyasasında zeytinyağı ton fiyatlarının 2 binEuro'nun altına düşme eğilimi gösterdiğini kaydeden Çetin, şubilgileri verdi:"Bu durum tüm zeytinyağı üreticileri için ortak bir tehdittir. Bunakarşı İspanya'daki yaklaşık 200 kooperatif bir araya gelerek ortakhareket etme kararı aldı. Kooperatifler Cecasa isimli girişimaracılığıyla 300 bin tonluk ürünün tek elden yönetilmesini ve ortakfiyat deklarasyonunu kabul etti.Ayrıca, buradaki kooperatifler Akdeniz'deki tüm üreticileri demücadeleye çağırıyor. Bu girişimlere kardeş kooperatifimiz Oleoestepaaracılığıyla desteğimizi beyan ettik. Ayrıca, önümüzdeki günlerdeyapılacak kooperatifler ortak toplantısına katılarak burada dadesteğimizi açıklayacağız. Akdeniz çanağındaki üreticiler birleşmezsesonları felaket olacak."İspanya'da Endülüs bölgesindeki bu gelişmelerin Türkiye'deki üreticibölgeleri de yakından ilgilendirdiğine dikkati çeken Çetin, bu ülkedeoluşan kartellerin tedarikçileri aracılığıyla tüm dünyada fiyatdüşürme baskısı yaptığını savundu.Çetin, Türkiye'de de bazı ihracatçıların Dahilde İşleme Rejimi (DİR)kapsamında ithalat için hükümete baskı yaptığını, böyleliklefiyatların baskı altında tutulmasının amaçlandığını kaydederek,sözlerini şöyle sürdürdü: "İspanya'daki oligopollerin fiyatları baskıaltında tutma politikası, Türkiye'de de DİR kapsamında ithalattalepleriyle uygulanmaya çalışılıyor. Türkiye gibi yeterli kalitede vemiktarda ürünü bulunan ve iç tüketimi belli bir sınırda kalan birülkenin ithalat yapmasının hiçbir anlamı olmamasına rağmen bu seçenekhep gündemde tutularak fiyatlara baskı yapılıyor.Türkiye'de iş yapan tedarikçilerin İspanya'da süren mücadele ve oradauygulanan politikalardan haberdar olmaması mümkün değil. İspanya'dakooperatiflerin bu konuda başarı sağlaması Türkiye'deki üreticilerinüzerindeki baskıyı da kaldıracaktır."Türkiye'nin toplam ihracatının yüzde 70'inin DİR kapsamında ithalatlagerçekleştiğini kaydeden Çetin, bunun global krizin yaşandığı ekonomiiçin çok büyük risk olduğunu, bu dönemde sistemin tekrar gözdengeçirilmesi gerektiğini söyledi.Kriz dönemlerinde tüm ekonomilerin yerli üretimi ön plana çıkarmayaçalıştığını, Türkiye'de de iş dünyasından bu yönde çağrılar duyulmayabaşlandığını anlatan Çetin, ihracatçıların da bu yönde taleplerininbulunmasının sevindirici olduğunu kaydetti.Çetin, Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu Başkanı MustafaTürkmenoğlu'nun yerli malı tüketimi çağrısında bulunduğunu, buçağrılara gönülden destek verdiklerini ifade ederek, "Yerli malıhaftası artık bir nostalji olmaktan öte ulusal bir duruşun ifadesiolmalıdır. Krizin etkilerini azaltmanın tek yolu kendi değerlerine,üreticisine ve mallarına dönmektir" diye konuştu.
13 Aralık 2008 Cumartesi
''İSPANYA DENEYİMİ: AB YOLUNDA TÜRKİYE'YE İLHAM KAYNAĞI'' BAŞLIKLI ÇALIŞMA YAYINLANDI

Açık Toplum Enstitüsü, "İspanya Deneyimi: AB Yolunda Türkiye'ye İlham Kaynağı" başlıklı bir çalışma yayınladı. William Chislet'in hazırladığı çalışma ile ilgili olarak Enstitü direktörü Hakan Altınay, İspanya'nın Avrupa Birliği'ne katılım deneyiminin iki ülke arasındaki çarpıcı benzerliklerden dolayı Türkiye açısından ilgi çekici bir niteliğe sahip olduğunu söyledi. Çalışmada iki ülkenin bazı benzerlikleri şöyle sıralanıyor:
* İki ülke bugün BM'nin Hıristiyan ve Müslüman dünyalar arasında köprü kurmaya çalışan Medeniyetler İttifakı'nın sponsorları
* İspanya ve Türkiye siyasetleri muhafazakar ve otoriter siyasi kültürlerin izlerini taşıyor; iki ülkede de gelenekçiler ve modernleşmeciler arasındaki çatışma farklı şekillerde de olsa sürüyor.
* İki ülke de kırsal kesimden kentlere iç göç yaşamış;
* İki ülke de Avrupa'ya yüz binlerce misafir işçi göndermiş
* İki ülke de ayrılıkçı akımlar ve terörizm ile mücadele etmekte
* 20. yüzyılın büyük bölümünde iki ülkede de silahlı kuvvetler siyaset sahnesine son derece etkin oldu
10 Aralık 2008 Çarşamba
KRAL JUAN CARLOS: '' BÜYÜK BİR ULUS İÇİN BÜYÜK BİR ANAYASA''

İSPANYOL ANAYASASI'NIN REFERANDUMLA KABULÜNÜN 30. YILDÖNÜMÜ KUTLANDI
Ajanslar/Hispanatolia
Ajanslar/Hispanatolia
İspanyol Anayasası'nın referandumla kabulünün 30. yıldönümü dün Temsilciler Meclisi'nde düzenlenen bir törenle kutlandı. Meclis'te bir konuşma yapan Anayasası'nın en büyük mimarı Kral Juan Carlos, bu büyük günde duyduğu gururu dile getirirken, o günden bu yana İspanya'nın çok büyük yol katettiğini, büyük bir konsensüsle kabul edilen bu modern anayasanın geleceğe umutla bakmanın güvencesi olduğunu vurguladı. Özgürlükleri için yaşamlarını verenleri bu vesileyle saygıyla andığını belirten Kral Juan Carlos, İspanyol ulusunun büyük bir ulus olduğunu, tarihinin en bütünleştirici anayasasını oluşturarak, ülkede çoğulculuğun temelini attığını vurguladı. İspanya'nın kendi farklılıklarını birleştirtirdiğini, birleşmiş, ancak farklı, modern ve tutarlı demokratik sosyal bir hukuk devleti oluşturmayı başardığının altını çizdi. Kral Juan Carlos, bugün varlığını sürdürenen terörizme karşı, tüm demokratların biraraya geldiğini ve bu birlikteliğin bu barbarlığı sona erdireceğine olan inancını dile getirdi.Kral Juan Carlos, Franco'nun kendisine emanet ettiği diktatörlük rejimini bir tarafa bırakarak ülkeyi demokrasiye taşıyan, bunu da tırmanan teröre ve askeri darbe girişimine karşın yapan inançlı ve kararlı bir demokrat. İspanya'nın 1978 anayasası onun ve dava arkadaşlarının büyük eseri, 6 Aralık 1978 günü, Franco'nun ölümünden sadece üç yıl sonra halk oyuyla benimsenmişti. Anayasaların zamana değil, çağdaş demokratik fikirlere sahip inançlı ve kararlı insanlara ihtiyaç duyduğunun belki de en anlamlı örneği.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)